İstanbul’un en kalabalık ve demografik yapısı en hareketli noktalarından biri olan Sultangazi, geçtiğimiz akşam toplumsal şiddetin en çıplak ve sarsıcı yüzlerinden birine sahne oldu. 50. Yıl Mahallesi’nde sıradan bir akşam, bir anda kesici aletlerin gölgesinde bir can pazarına dönüştü. Sokak ortasında savunmasız iki gence yönelik gerçekleştirilen saldırı, sadece asayiş bültenlerine giren bir olay değil, aynı zamanda toplumun şiddete meyilli karanlık yüzünün de bir yansıması olarak kayıtlara geçti. Mesleki tecrübemizle baktığımızda, bu tür olayların temelinde yatan sosyolojik erozyonu ve bireysel şiddetin kurumsallaşmış halini görmemek imkansız.
Şiddetin Gölgesindeki Sokaklar: Bir Yaşam Mücadelesi
Olayın detayları incelendiğinde, şiddetin ne kadar fütursuzca sokağa indiği görülüyor. Kapı önünde bekleyen iki gence yönelik dört kişilik bir grubun başlattığı saldırı, kısa sürede yumruklu kavgadan bıçaklı ve satırlı bir linç girişimine dönüştü. Güvenlik kameralarına yansıyan o dehşet anlarında, çocuklardan biri kaçarak canını kurtarırken, C.Ş. isimli gencin elleriyle kendini satır darbelerinden korumaya çalışması, yaşanan travmanın boyutlarını gözler önüne seriyor. Ancak bu karanlık tabloda, ‘insanlık ölmemiş’ dedirten bir sivil müdahale hikayeyi bambaşka bir noktaya taşıdı. Mahalle sakinlerinden bir kadının, balkonundan aşağıya fırlattığı saksı, sadece bir toprak parçasını değil, saldırganların vahşetini de bölerek genç bir hayatın sonlanmasını engelledi.
Görgü tanığı Musa Çakır’ın ifadeleri, sokağın nabzını tutmamıza yardımcı oluyor. Çakır’ın, ‘Saksı olmasaydı çocuğu linç edeceklerdi’ şeklindeki tespiti, aslında kentsel alanlarda komşuluk hukukunun ve anlık müdahalelerin ne denli hayati olduğunu kanıtlıyor. Uzmanlar, bu tür durumlarda sergilenen ‘toplumsal reflekslerin’ suçun önlenmesinde caydırıcı bir etken olduğunu, ancak asıl çözümün suç aletlerine erişimin zorlaştırılması ve caydırıcı cezai yaptırımlardan geçtiğini belirtiyor.
Adalet Koridorunda Bir Hesaplaşma: Beş Gözaltı
Emniyet güçlerinin titiz çalışması sonucunda saldırının perde arkasındaki nedenler de gün yüzüne çıkmaya başladı. İlk belirlemelere göre kavganın fitilini ateşleyen unsurun, ‘arkadaşlık ilişkisi’ kaynaklı bir aile içi husumet olduğu anlaşıldı. C.Ş.’nin, 15 yaşındaki S.S. ile olan arkadaşlığını hazmedemeyen ağabey Z.E.S. ve arkadaşlarının başlattığı bu kanlı eylem, ne yazık ki ülkemizde sıkça karşılaştığımız ‘namus’ kisvesi altındaki şiddet sarmalının bir parçası. Yakalanan 5 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilirken, toplumun adalet beklentisi ise en üst perdeden dile getiriliyor.
Sonuç olarak, Sultangazi’de yaşanan bu olay; gençlik suçları, aile içi baskıcı otorite ve sokak güvenliği gibi pek çok başlıkta derinlemesine bir analizi hak ediyor. Yaralanan C.Ş.’nin hastanedeki tedavisi sürerken, adli makamların vereceği kararın, bu tür pervasız saldırılara niyetlenenler için bir ibret vesikası olması en büyük temennimizdir. Şiddetin sıradanlaştığı bir dünyada, bir saksı çiçeğinin hayata tutunma vesilesi olması, bize hâlâ bir umut ışığı olduğunu hatırlatıyor.






