Yalova’nın Altınova ilçesinde işlenen ve Türkiye’nin kanayan yarası kadın cinayetleri dosyasında bir kez daha yürekleri dağlayan bir dava, ağırlaştırılmış müebbet hapis kararıyla sonuçlandı. Ayrı yaşadığı eşi Belgin Aslanoğlu’nu (39) sokak ortasında vahşice katleden Özgür Aslanoğlu (43), yargı karşısında sergilediği “pişmanlık” söylemlerine rağmen, adaletin keskin kılıcından kaçamadı. Ancak bu karar, ne kaybedilen bir hayatı geri getirecek ne de bir babanın dinmeyecek acısını dindirecek.
Sokak Ortasında Son Bulan Bir Hayat
Belgin Aslanoğlu, kendi hayatını kurma çabasındayken, tanıdık bir tehlikeyle, ayrı yaşadığı eşinin öfkesiyle karşı karşıya kaldı. Altınova sokakları, onun son çığlıklarına tanık oldu. Halkın gözü önünde işlenen bu cinayet, sıradan bir adli vaka olmanın çok ötesinde, toplumsal bir sorunun acı bir tezahürüydü. Özgür Aslanoğlu’nun mahkemedeki “Ben sevgilimi, aşkımı, hayatımı kaybettim. Ben ona hayat harcadım. Yaptığımdan pişmanım” şeklindeki ifadeleri, katillerin sıklıkla başvurduğu, eylemlerini meşrulaştırma veya hafifletme çabasının tipik bir örneğiydi. Ancak şiddetin ve cinayetin aşk veya sevgiyle hiçbir zaman açıklanamayacağı, bu acı tablonun temel gerçeklerinden biri.
Bir Babanın Yürek Burkan Çığlığı ve Gerçekler
Duruşma salonunda yankılanan baba A.K.’nın sözleri ise, tüm Türkiye’de yankı bulan, derin bir acının ve yoksullukla mücadele eden bir ailenin dramını gözler önüne serdi. “Ben kızımı; ayakkabı boyacılığı, düğünde balon satarak bu yaşa getirdim. Hamallık yaparak kızımı büyüttüm, baktım. Benim kızımı aç karnına, sokak ortasında, halk içinde vurdu. Benim evladımı elimden aldı” feryadı, sadece bir babanın feryadı değil, aynı zamanda toplumun en savunmasız kesimlerinden gelen, alın teriyle yoğrulmuş, ancak erkek şiddetine kurban gitmiş nice kadının hikayesinin bir özetiydi. Bu sözler, cinayetlerin sadece bireysel suçlar olmadığını, aynı zamanda derin toplumsal eşitsizlikler ve kadına yönelik şiddet döngüsünün acımasız sonuçları olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Adaletin Keskin Kılıcı ve Toplumsal Yansımalar
Mahkemenin Özgür Aslanoğlu’na ‘Tasarlayarak, eşe, kadına karşı kasten öldürme’ suçundan verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, bu tür suçlara karşı yargının tavrının netleştiğini gösteriyor. Bu karar, kadın cinayetlerinde indirim ve cezasızlık beklentisi içinde olanlara verilen güçlü bir mesaj niteliği taşıyor. Ancak asıl mesele, adaletin sadece cinayet sonrası tecelli etmesi değil, bu tür cinayetlerin hiç yaşanmaması için mekanizmaların ne kadar güçlü ve erişilebilir olduğudur. Şiddet tehdidi altındaki kadınların koruma taleplerine ne kadar hızlı yanıt veriliyor, uzaklaştırma kararları ne kadar etkin uygulanıyor? Bu soruların yanıtları, gelecekte Belginlerin sayısının azalmasında belirleyici olacak.
Geleceğe Dair Acı Bir Uyarı
Bugün, 2 Nisan 2026 Perşembe itibarıyla, Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve cinayetler maalesef azalmak bir yana, farklı biçimlerde karşımıza çıkmaya devam ediyor. Her bir ağırlaştırılmış müebbet kararı, elbette önemli bir adımdır. Ancak bu tür kararlar, sorunun buzdağının sadece görünen yüzünü işaret eder. Asıl mücadele, kadınları meta gibi gören zihniyeti değiştirmek, toplumsal cinsiyet eşitliğini her alanda tesis etmek, şiddet riskini azaltacak önleyici tedbirleri güçlendirmek ve mağdurlara etkin destek sunmaktır. Yalova’da verilen bu karar, adaletin geç de olsa yerini bulduğunu gösterse de, geleceğin daha aydınlık olabilmesi için atılması gereken adımların ne denli büyük olduğunu da acı bir şekilde hatırlatıyor. Aksi takdirde, her yeni güne, sokak ortasında susturulan başka hayatların haberleriyle uyanmaya devam edeceğiz.






