Bir Annenin En Ağır İmtihanı
Sessiz bir sokak, günahsız bir çocuk ve elinde kanlı bir bıçakla vahşileşen bir adam… Türkiye bir kez daha, kağıt üzerindeki uzaklaştırma kararlarının canileri durdurmaya yetmediği o karanlık tabloyla yüzleşiyor. Bağlar Mahallesi’nde yaşananlar, sadece bir adli vaka değil; bir kadının hayata tutunma mücadelesi ve bir çocuğun ömür boyu taşıyacağı o ağır travmanın hikayesidir. Sokak ortasında savunmasız kalan bir kadının, evladının gözleri önünde verdiği o yaşam mücadelesi vicdanları bir kez daha derinden yaraladı.
Koruma Kararı Altında Gelen İhanet
Havva Ç., eşinden gördüğü sistematik şiddet nedeniyle yollarını ayırmış, devletin koruma kalkanına sığınmıştı. Ancak ‘kızımı göreceğim’ vaadiyle kurulan o sinsi tuzak, parktaki masum bir görüşmenin nasıl bir kabusa evrilebileceğini gösterdi. M.Ç., hakkında verilen uzaklaştırma kararını hiçe sayarak, eşini ve 4 yaşındaki kızını tenha bir sokağa çekti. Orada, hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği o saldırıyı gerçekleştirdi. Bu olay, koruma kararlarının uygulanmasındaki aksaklıkları ve saldırganların pervasızlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Yasaların sağladığı güvencenin, sokaktaki vahşeti engellemeye yetmediği o anlar, güvenlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
4 Yaşındaki Çocuğun Gözleri Önünde 17 Darbe
Bir annenin en büyük acısı, evladının gözü önünde can çekişmektir. Havva Ç., tam 17 kez bıçaklandı. Vücuduna inen her darbe, sadece onun bedenini değil, küçük kızının dünyasını da paramparça etti. Saldırgan, eşini kanlar içinde, ‘öldü’ zannederek sokağın ortasında bırakıp kaçtı. Hastanede verilen uzun ve sancılı yaşam mücadelesi sonunda Havva Ç. mucizevi bir şekilde hayata tutundu. Ancak vücudundaki fiziksel izler kadar ruhundaki yaralar da taze kalmaya devam ediyor. Akciğerleri hasar gören ve sağ kolunu kullanamaz hale gelen genç kadının tek isteği, adaletin en sert şekilde tecelli etmesi.
9 Yıllık Kabus: Kırılan Kemikler ve Sönmeyen Korku
Havva Ç.’nin feryadı, aslında yıllardır süregelen bir işkencenin dışa vurumu. 9 yıllık evliliği boyunca burnunun ve kolunun defalarca kırıldığını, ailesinin evinin yakılmak istendiğini anlatan genç kadın, ‘Daha önce de bıçaklandım’ diyerek yaşadığı cehennemi özetliyor. Sağ kolunu artık kullanamayan Havva, sadece kendisi için değil, ailesi ve çocukları için de büyük bir korku içinde yaşıyor. ‘Geceleri uyuyamıyorum, her sesle sıçrıyorum’ diyen bir kadının çığlığına kulak tıkamak, toplum olarak yeni trajedilere kapı aralamak demektir. Artık sadece fiziksel yaraların değil, toplumsal bir kanser haline gelen bu şiddet sarmalının kökten kesilmesi gerekiyor.
Adalet Bekleyen Bir Anne ve Yarım Kalan Bir Hayat
Şu an tutuklu olan saldırganın en ağır cezayı alması, sadece Havva için değil, sokaklarda korkusuzca yürümek isteyen tüm kadınlar için bir emsal teşkil etmeli. Kağıt üzerindeki önlemlerin yetersiz kaldığı her saniye, bir kadının daha hayatı kararıyor. Havva Ç., şimdi babasının evinde, kapının her çalınışında titreyerek adaletin yerini bulacağı günü bekliyor. Bir annenin ‘ölmek istemiyorum’ feryadı, sadece bir hukuk meselesi değil, tüm toplumun ortak vicdan sınavıdır. Bu vahşetin sorumlularının hak ettikleri cezayı alması, adalete olan inancın son kalesi olacaktır.






