Betonun Altından Doğan Antik İhtişam
Antalya’nın göz bebeği Side, uzun yıllar boyunca sadece deniz, güneş ve turistik alışverişin gölgesinde kalmış bir hazine gibi sessizce bekledi. Ancak son dönemde yürütülen kapsamlı arkeolojik çalışmalar, bu antik liman kentinin sadece bir tatil beldesi değil, Akdeniz’in en derin ve gizemli ruhuna sahip merkezlerinden biri olduğunu kanıtlıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın öncülüğünde başlatılan ‘Geleceğe Miras’ projesiyle Side, üzerindeki ölü toprağını ve çarpık yapılaşmanın izlerini silerek adeta küllerinden doğuyor. Anadolu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Feriştah Alanyalı başkanlığındaki ekip, toprak altında gizlenen devasa bir dünyayı gün yüzüne çıkarırken, kentin tarihini de binlerce yıl geriye çekmeyi başardı.
Sırrı Çözülemeyen Dil: Sidece İlk Kez Konuşuyor
Side’nin kalbinde yürütülen kazılarda ortaya çıkan en heyecan verici buluntulardan biri, kentin kendine has ve henüz tam olarak çözülememiş dili olan ‘Sidece’ yazıtlar oldu. Tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuş bu özgün dil, son keşiflerle birlikte yeniden bilim dünyasının radarına girdi. Özellikle Mısırlıların tanrısı Serapis adına inşa edilen tapınakta bulunan çift dilli yazıtlar, bir nevi ‘Side’nin Rosetta Taşı’ işlevini görüyor. Bir tarafı Yunanca, diğer tarafı Sidece yazılan bu metinler, antik dönemde kentin kozmopolit yapısını ve yerel halkın kendi kimliğini koruma direncini gözler önüne seriyor. Avusturya ve İtalya’dan uzmanların da katıldığı bu dilbilimsel operasyon, binlerce yıllık sessizliği bozmaya hazırlanıyor.
Her Yıl 13 Bin Yeni Eserle Gelen Mucize
Side’deki dönüşüm sadece akademik bir kazıdan ibaret değil; bu, bir kentin ruhunun iade-i itibarıdır. 2014 yılında sit derecesinin güncellenmesiyle başlayan kentsel dönüşüm süreci, modern binaların altına gizlenmiş Roma villalarını, görkemli anıtsal yapıları ve ticaretin kalbi olan agoraları özgürlüğüne kavuşturdu. Sadece özel mülkiyet alanlarında yapılan çalışmalarda bile yılda ortalama 13 bin eser envantere kaydediliyor. Bu rakam, Side’nin toprağının ne denli bereketli ve korunmuş bir tarih barındırdığının en somut göstergesi. Artık ziyaretçiler sadece tiyatroyu gezip dönmeyecek; Apollon ve Atena tapınaklarından geçip, yeni restore edilen antik caddelerde yürüyerek liman gümrük yapısına kadar uzanan yaşayan bir tarihin parçası olacaklar.
Psikoposluk Sarayı ve Öte Taraf Koleksiyonu
Kentin kuzeyinde yükselen anıtsal çeşmelerden, Roma’daki devasa yapılara rakip olan su kemerlerine kadar her detay, Side’nin antik çağdaki gücünü fısıldıyor. Eski bir hastane binasının restore edilmesiyle hayat bulan Arif Müfid Mansel Müzesi ise bu büyük mirasın taçlandırıldığı nokta oldu. Müzenin alt katında yer alan ‘Öte Taraf’ isimli koleksiyon, lahitler ve mezar stelleriyle antik insanın ölüm algısını ve sonsuzluk arayışını yansıtıyor. Üst kat ise toprağın altından yeni çıkan taptaze buluntularla kentin günlük yaşamına ışık tutuyor. Side, artık sadece bir sahil kasabası değil; her köşesinde bir sırrın çözüldüğü, tarihin modern yaşamla kucaklaştığı küresel bir cazibe merkezi olma yolunda hızla ilerliyor.






