Bir Uyarı Kaç Can Ediyor?
Toplumun sinir uçlarının bu kadar açıkta olduğu, nezaketin zayıflık, uyarının ise bir ‘namus meselesi’ gibi algılandığı bir cinnet halinin ortasındayız. Aksaray’ın Sarıyahşi ilçesinde yaşananlar, sadece bir adli vaka değil; toplumsal çürümüşlüğün en somut, en kanlı vesikasıdır. Bir çay bahçesinde garson olarak rızkının peşinde koşan Samet Can Yıldız, sadece işini yaptığı, çevreyi rahatsız eden yüksek sese ‘dur’ dediği için şu an hastane odasında ölümle pençeleşiyor. Bir insanı hayattan koparmaya teşebbüs etmek bu kadar ucuzlamamalıydı.
Sırtından Bıçaklanan Sadece Bir Garson Değil
Olayın detayları kan donduran cinsten. Ramazan Ö. isimli şahıs, yüksek sesle etrafı rahatsız ederken kendisini nezaketle uyaran genci, yanında taşıdığı bıçakla göğsünden iki kez, sırtından ise bir kez yaraladı. Sırtından bıçaklanan sadece Samet Can değil; bu toplumun bir arada yaşama kültürü ve birbirine olan asgari saygısıdır. Garsonun uyarısını bir ‘otorite sarsılması’ olarak gören bu hastalıklı zihniyet, cebindeki bıçağı bir çözüm aracı olarak kullanmakta tereddüt etmedi. Olay yerine gelen sağlık ekiplerinin müdahalesiyle hastaneye kaldırılan gencin durumu kritik; peki ya bu magandalık virüsüyle enfekte olmuş toplumun durumu?
Hukukun Caydırıcılığı Nerede?
Hizmet sektöründe çalışan binlerce insan her gün benzer sözlü veya fiziksel şiddetle karşı karşıya kalıyor. Müşterinin ‘velinimet’ olduğu anlayışının arkasına sığınan zorbalar, garsonları kendi mülkleri veya emir erleri gibi görme cüretini kendilerinde buluyorlar. Polis ekipleri saldırganı bıçağıyla birlikte yakaladı ancak bu durum yüreklere su serpmeye yetmiyor. Çünkü biliyoruz ki, sokakta belinde bıçakla gezen, en ufak bir uyarıda kana susayan bu tipler, ‘denetimli serbestlik’ veya ‘haksız tahrik’ indirimleriyle kısa sürede aramıza geri dönüyor. Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki o ameliyat masasında sadece bir genç değil, adaletin vicdanı da yatıyor.
Sessizliğin ve Şiddetin Anatomisi
Sarıyahşi’deki o çay bahçesi, aslında Türkiye’nin küçük bir özeti. Bir tarafta işini yapmaya çalışan, kuralları hatırlatan bir emekçi; diğer tarafta kuralları kendinden menkul, gürültüyü hak, şiddeti ise güç gösterisi sayan bir zorba. Eğer biz bu tür olayları ‘iki kişi arasındaki tartışma’ olarak görüp geçiştirirsek, yarın o bıçak sadece bir garsona değil, herhangi bir yerde hakkını arayan herkese yönelecektir. Artık sokaktaki her tartışmanın kanlı bir hesaplaşmaya dönüşmesini ‘münferit’ diyerek normalleştiremezsiniz. Bu bir güvenlik meselesi olduğu kadar, bir zihniyet devrimi meselesidir.






