Trafik Kavgasından Kan Davasına Uzanan Süreç
Adana’da Temmuz 2025’te trafikte yaşanan basit bir tartışmanın, bir şehit ailesinin hayatını nasıl kararttığına dair vahamet dolu detaylar gün yüzüne çıktı. 2017 yılında Diyarbakır’da PKK terör örgütüyle girilen çatışmada şehit düşen Mehmet Devran A.’nın ailesi, bugün bambaşka bir tehdit sarmalıyla karşı karşıya kalmış durumda. Şehidin kardeşi Mahsum A. ve kayınbiraderi Kerim K.’nın karıştığı kavganın ardından, karşı tarafın olayı bir kan davasına dönüştürmesiyle başlayan süreç, Türkiye’nin farklı illerine yayılan bir güvenlik krizine dönüştü. Olayın sadece yerel bir asayiş vakası olmaktan çıkıp, organize bir yıldırma operasyonuna evrilmesi, bölgedeki sosyal barış ve devlet otoritesi açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Devletin Mahkemesini Tanımayan Karanlık Yapı
Kendilerini terör örgütü DEAŞ üyesi olarak tanıtan saldırgan grup, iddialara göre hukuk sistemini ve devletin adli makamlarını tamamen reddediyor. Mahsum A.’nın paylaştığı bilgilere göre, şahıslar gönderdikleri ses kayıtlarında açıkça devleti tanımadıklarını ve kendi kanunlarını uygulayacaklarını beyan ediyorlar. Bu pervasızlık, bölgedeki bakkalların ses bombasıyla hedef alınmasına, evlerin uzun namlulu silahlarla taranmasına kadar uzandı. İnsanların korkudan şikayetçi olamadığı bu ortamda, suç örgütlerinin kendilerini terör maskesiyle kamufle ederek vatandaş üzerinde baskı kurması, ulusal güvenliğin yerel düzlemdeki kırılganlığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
100 Deve Talebi ve 40 Milyon Liralık Şantaj
Yaşanan gerilimin ardından sözde ‘sulh’ için masaya oturan tarafın talepleri ise akıl sınırlarını zorluyor. Şehit ailesinden ‘kan bedeli’ adı altında tam 100 deve, yani güncel piyasa değeriyle yaklaşık 40 milyon lira talep ediliyor. Bu absürt ve hukuk dışı talebi karşılayamayan aile, evlerinin kundaklanmasıyla büyük bir şok yaşadı. Sadece kendi evleri değil, aile büyüklerinin konutları da ateşe verilen şehit ailesi, can güvenliklerini koruyabilmek adına Adana’yı emniyet güçlerinin nezaretinde terk etmek zorunda kaldı. Ancak bu zorunlu göç de saldırganları durdurmaya yetmedi; tehditlerin dijital kanallar üzerinden ve yurt dışı menşeli numaralarla devam ettiği öğrenildi.
Adana’dan Kaçış ve Bitmeyen Kabus
Şu an farklı şehirlerde izlerini kaybettirmeye çalışan şehit ailesi, her an kapılarının zorlanacağı korkusuyla yaşıyor. Endonezya gibi ülkeler üzerinden gelen tehdit telefonları ve ailenin yeni adreslerinin sürekli deşifre edilmesi, bu grubun ne kadar geniş bir istihbarat ağına sahip olduğunu düşündürüyor. Mahsum A., yaşadıkları zulmün bir an önce son bulması için devletin en üst kademelerine çağrıda bulunurken, sadece bir kişinin gözaltına alınmasının yeterli olmadığını vurguluyor. Organize bir şekilde hareket eden ve yaklaşık 10 kişiden oluşan bu grubun, şehit emaneti olan bir aileyi kendi topraklarında mülteci durumuna düşürmesi, toplumsal vicdanı derinden yaralayan bir tabloyu ortaya koyuyor.






