Göz Göre Göre Gelen Felaket: Kahramanmaraş’ta Neler Oldu?
Kahramanmaraş’ta yaşanan ve 8 öğrenci ile bir öğretmenin hayatını kaybettiği Ayser Çalık Ortaokulu saldırısı, sadece bir güvenlik zafiyeti değil, aynı zamanda derin bir toplumsal körlüğün eseridir. Katil zanlısı İsa Aras Mersinli’nin sınıf arkadaşı G.İ.’nin verdiği ifadeler, dehşetin boyutundan ziyade, bu dehşete giden yolun taşlarının nasıl döşendiğini gözler önüne seriyor. Bir çocuk, gözünüzün önünde kalemle kendi etini deşerken neden kimse durup ‘Neler oluyor?’ demedi? Bu kanlı tablo, bir anlık cinnetin değil, yılların birikimi olan bir ihmalin sonucudur.
“Okulu Tarayacağım” Dediğinde Gülen Bir Nesil
G.İ.’nin anlattıkları kan dondurucu: İsa Aras, sadece saldırı günü değil, dört yıl boyunca o sınıfta her üzüldüğünde kendine zarar veriyordu. Sırasının kanla dolması, sınıftaki diğer öğrenciler için bir ‘rutin’ haline gelmişti. Daha da korkuncu, saldırganın yapacağı katliamı arkadaşlarına açıkça söylemiş olması. ‘Sınıfa, okula silahla saldıracağım’ diyen bir gence arkadaşları sadece gülmüş. Bu kahkahalar, bugün yas tutan ailelerin kulaklarında birer tokat gibi çınlıyor olmalı. Tehdidi ciddiye almayan, şiddeti bir şaka unsuru olarak gören bu çarpık algı, hepimizin ortak eseridir.
Evdeki Cephanelik ve Kontrolsüz Öfke
Saldırının bir diğer ayağı ise zanlının babasına ait beş farklı silahla okula girebilmiş olması. Bir ortaokul öğrencisinin babasının silahlarına bu kadar kolay erişebilmesi, bireysel silahlanmanın ne kadar kontrolsüz ve denetimsiz bir boyuta ulaştığını kanıtlıyor. Beş silah, bir çanta dolusu mühimmat ve okul koridorlarında kol gezen bir çocuk… Burada sadece saldırganı değil, o silahları koruyamayan veya o çocuğun ruhundaki yangını fark edemeyen ebeveyn tutumlarını da masaya yatırmak zorundayız. Denetimsiz silahlanma, bir gün dönüp kendi evladınızın elinde bir felakete dönüşebilir.
Sessiz Çığlıkları Neden Duymazdan Geliyoruz?
Bu olay, modern eğitim sisteminin ve aile yapısının en büyük açığını simgeliyor: İnsan ruhuna dokunmak yerine sadece başarıya veya disipline odaklanmak. Bir gencin kendine zarar vermesi, etrafa ölüm tehditleri savurması bir ‘ergenlik şakası’ değil, acil bir yardım çağrısıdır. Bizler, toplumsal olarak bu çığlıkları duymazdan gelmeyi, ‘bizim başımıza gelmez’ demeyi tercih ettikçe, benzer trajedilerin yaşanması kaçınılmazdır. Şimdi sormak gerekiyor: Sırada hangi ‘şaka’ gerçeğe dönüşecek ve biz yine neye güleceğiz? Katliamın ayak seslerini duymamak için kulaklarımızı tıkamaya devam mı edeceğiz?






