MENÜ
BIST 100 14.070,98 %0,06
DOLAR 47,2048 %0,04
EURO 53,9174 %0,01
ALTIN 6.091,45 %0,20
FAİZ 41,71 %0,53
BITCOIN 3.090.260 %1,55

S-400 Krizinde Ankara ve Moskova İçin Masadaki Senaryolar

haber 1784532659

S-400 Krizinde Diplomatik Hareketlilik

Rusya’dan satın alınan S-400 Hava Savunma Sistemleri’nin geleceği, uluslararası ilişkilerde kritik bir tartışma başlığı olmaya devam ediyor. Sistemlerin üçüncü bir ülkeye devredilmesi ya da Rusya’ya iade edilmesi yönündeki seçenekler, Türkiye’nin NATO ve ABD ile yürüttüğü savunma ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.

S-400 konusu sadece Türkiye’nin Batı dünyasıyla olan ilişkilerini değil, Ankara-Moskova hattındaki stratejik iş birliğinin geleceğini ve iki ülkenin ortaklık kapasitesini de doğrudan etkileyecek bir boyuta sahip.

Tedarik Süreci ve Batı’nın Yaptırım Kararları

Türkiye, sınır güvenliğini ve hava savunmasını güçlendirmek amacıyla 2017 yılında Rusya ile S-400 tedariki konusunda anlaşma imzaladı. Bu kapsamda ilk bataryaların teslimatı 2019 yılında gerçekleştirildi. Ancak bu alım, ABD ve bazı Batılı müttefiklerin sert tepkileriyle karşılaştı.

Sürecin ardından Türkiye, F-35 savaş uçağı programından çıkarıldı. ABD, CAATSA yasası kapsamında dönemin Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir ve bazı üst düzey yöneticilere yönelik yaptırımları devreye soktu. Washington yönetimi, 2022 yılında sistemlerin Ukrayna’ya teslim edilmesi yönünde Ankara’ya baskı uygulasa da Türkiye bağımsız dış politika duruşunu koruyarak bu talebi geri çevirdi ve Moskova ile ilişkilerini sürdürdü.

NATO Liderler Zirvesi’nde Trump’ın CAATSA yaptırımlarını kaldırmaya yönelik verdiği vaatler, S-400 tartışmasını yeniden küresel gündemin üst sıralarına taşıdı. Washington’ın mevcut yasal çerçevesinde, Türkiye’nin F-35 programına dönebilmesi için S-400 sistemlerinin ülke envanterinden çıkarılması temel şart olarak sunuluyor. Ankara ise Batı ile savunma iş birliğini sürdürürken Rusya ile ilişkileri de bozmayacak hassas bir denge kurmayı hedefliyor.

Arka Planda Yürütülen Diplomatik Müzakereler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın S-400’lerin geleceğine yönelik soruya verdiği “Bizi izlemeye devam edin” yanıtı, arka planda farklı formüller üzerinde çalışıldığını gösterdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da sistemlerin üçüncü bir ülkeye satışı konusunda görüşmelerin sürdüğünü belirterek, bu süreçte Rusya’nın katılımının zorunlu olduğunu ifade etti.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da konunun son derece hassas olduğunu ve iki ülke arasındaki temasların sürdüğünü doğruladı. Bu açıklamalar, sürecin kamuoyu önünde tartışılmasından ziyade sessiz diplomasi kanallarıyla yürütüldüğünü ortaya koyuyor.

Ankara ile Moskova Arasındaki Stratejik İş Birliği

Türkiye ve Rusya, bölgesel düzeydeki görüş ayrılıklarına rağmen diyalog zeminini korumayı başaran iki aktör olarak öne çıkıyor. 2015’teki uçak krizi diplomatik temaslarla aşılırken, Suriye’deki çıkar çatışmalarına rağmen Astana ve Soçi süreçleri üzerinden koordinasyon sağlandı. Benzer şekilde Libya ve Güney Kafkasya gibi dosyalarda da iş birliği zeminleri oluşturuldu.

Enerji, ticaret, turizm ve savunma sanayisindeki köklü ilişkiler göz önüne alındığında, S-400 konusunun ikili ilişkilerin diğer boyutlarından kopuk ele alınamayacağı görülüyor. Bu durum, krizlerin kopuş noktası değil, müzakere edilmesi gereken başlıklar olarak görüldüğünü kanıtlıyor.

Masadaki Dört Farklı Senaryo

Sistemlerin Katar ya da Birleşik Arap Emirlikleri’ne devredilmesi ihtimali, bu ülkelerin son dönemde karşılaştığı balistik füze ve insansız hava aracı tehditlerine karşı savunma arayışları çerçevesinde değerlendiriliyor. ABD-İran-İsrail geriliminde hedef alınan ülkeler arasında yer alan Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, savunma kapasitelerini çeşitlendirmek istiyor. Özellikle 9 Eylül 2025’te Doha’ya yönelik gerçekleştirilen saldırı ve sonrasında ABD tesislerini hedef alan füze operasyonları, Katar’ın güvenlik kaygılarını artırdı. S-400 sistemlerinin geleceğine ilişkin süreçte ise dört temel senaryo öne çıkıyor.

Sistemlerin Türkiye’de Kalması Seçeneği

Moskova için S-400’lerin bir NATO üyesi olan Türkiye’nin envanterinde bulunması ciddi bir prestij unsuru ve sembolik önem taşıyor. Rusya, kendi teknolojisinin korunması ve üçüncü tarafların erişiminin engellenmesi konusunda Türkiye’yi güvenilir bir ortak olarak görüyor. Ancak bu senaryonun devam etmesi, Ankara’nın F-35 programına dönüşü ve yaptırımların kaldırılması önündeki engelleri aşmasını zorlaştırıyor.

Rusya’ya İade Formülü

Sistemlerin Rusya’ya geri gönderilmesi, ancak her iki ülkenin çıkarlarını gözeten kapsamlı bir stratejik mutabakatla mümkün olabilir. Bu senaryoda Türkiye’nin CAATSA yaptırımlarından kurtulması ve F-35 programına dönüşü hedeflenirken, Rusya’nın da teknoloji güvenliği ve savunma sanayii prestijinin korunması temel şart olarak öne çıkıyor.

Katar’a Devir İhtimali

Katar seçeneği, Rusya ile Doha arasındaki enerji ve yatırım odaklı ilişkilerin geliştiği bir dönemde gündeme geliyor. Ancak Katar’ın ABD’nin bölgedeki en büyük askeri üssüne ev sahipliği yapması, Rusya’nın teknolojik güvenlik kaygılarını tetikliyor. Bu nedenle Moskova’nın onayı ve güçlü hukuki güvenceler olmadan bu seçeneğin hayata geçmesi zor görünüyor.

Birleşik Arap Emirlikleri Formülü

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Rusya ile olan ticari ilişkileri ve Türkiye ile son dönemde gelişen savunma ortaklığı, üçlü bir formülü mümkün kılabilir. Bu senaryoda Türkiye F-35 kaybını telafi edebilir, BAE hava savunmasını güçlendirir, Rusya ise pazar payını korur. Ancak BAE’nin Batı ile olan güçlü savunma bağları nedeniyle, Rus teknolojisinin üçüncü taraflara kapatılmasını sağlayacak çok katı yasal taahhütlerin devreye girmesi gerekiyor.

Körfez ve Orta Doğu’daki Dengelere Etkisi

S-400 sistemlerinin Körfez ülkelerine devredilmesi halinde bölgesel güç dengelerinde ciddi değişimler yaşanabilir. Başta İran, İsrail ve Suudi Arabistan olmak üzere bölgedeki diğer aktörler bu durumu yakından takip edecektir. İran, sınırlarında böyle bir sistemin kurulmasını askeri bir tehdit olarak görebilirken, İsrail kendi hava operasyonları üzerindeki etkisini hesaplayacaktır. Suudi Arabistan ise Körfez’deki askeri rekabet çerçevesinde konuyu değerlendirecektir. Bu durum, üçüncü ülkeye devir senaryosunun bölgesel ve çok boyutlu sonuçlar doğuracağını net bir şekilde gösteriyor.

Kaynak: Hürriyet

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bölge Gündemi

Mobil uygulamamızı indirin, yerel haberleri kaçırmayın!

Gizliliğe genel bakış

Bölge Gündemi olarak, ziyaretçilerimizin kullanıcı deneyimini iyileştirmek ve sitemizin performansını ölçmek amacıyla çerezler (cookies) kullanıyoruz. Bu panel üzerinden, sitemizde kullanılan çerezlerin kapsamını görebilir ve tercihlerinizi kişiselleştirebilirsiniz.

Kesinlikle gerekli olan çerezler, web sitemizin temel fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için her zaman aktif durumdadır. Diğer çerez gruplarını ise aşağıda yer alan sekmelerden yönetebilirsiniz.