Azrail ile Göz Göze Gelmek
Giresun’un Dereli ilçesinde yaşananlar, madencilik sektöründeki güvenlik duvarlarının ne kadar ince, can güvenliğinin ise ne kadar ucuz olduğunu bir kez daha yüzümüze çarptı. Yer altının zenginliğini gün yüzüne çıkarma telaşı, yer üstündeki canları hiçe sayan bir sisteme dönüştüğünde sonuç her zaman mucizevi kurtuluşlar olmuyor. Dereli’de bir maden sahasında meydana gelen heyelan, sadece devasa bir sondaj makinesini yutmakla kalmadı; aynı zamanda işçi güvenliğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu gerçeğini de tüm çıplaklığıyla ortaya serdi.
Toprak Makineyi Yuttu İşçiler Kaçtı
Maden sahasında rutin bir iş günü gibi başlayan mesai, doğanın şiddetli cevabıyla saniyeler içinde kâbusa döndü. Sondaj makinesiyle çalışma yürüten işçiler, zeminin altlarından kaydığını fark ettikleri an, hayatları ile ölüm arasındaki o ince çizgide koşmaya başladılar. Tonlarca ağırlıktaki toprak yığını, saniyeler içinde koca bir iş makinesini adeta bir kağıt parçası gibi altına alıp ezdi. Çevredekilerin cep telefonu kameralarına yansıyan o dehşet anlarında, işçilerin bölgeden uzaklaşmak için verdikleri can havli, maden sahalarındaki denetimsizliğin ve risk analizlerinin ne kadar yetersiz olduğunun kanıtı niteliğinde.
Giresun’un Coğrafi Kaderi mi İhmal mi?
Giresun ve çevresi, dik yamaçları ve yoğun yağış alan yapısıyla zaten heyelan riskiyle her an burun buruna olan bir coğrafya. Ancak bu bilinen bir gerçekken, maden sahalarında zemin etüdü ve şev stabilitesi çalışmalarının ne kadar ciddiyetle yapıldığı büyük bir soru işareti. Dereli’de yaşanan bu olay, bölgedeki diğer maden işletmeleri için de ciddi bir uyarı fişeği niteliği taşıyor. Doğa, kendisine yapılan müdahaleyi bir noktada kusuyor ve o noktada eğer yeterli önlemi almadıysanız, faturayı canınızla ya da malınızla ödüyorsunuz. Bu olayda makinenin toprak altında kalması ekonomik bir kayıp olarak görülebilir, ancak o işçiler saniyelerle gecikseydi bugün bambaşka bir trajediyle karşı karşıya kalacaktık.
Sistemin Çarkları İnsanı Ezmemeli
Maden sahalarında kâr marjını artırmak için güvenlik prosedürlerinin esnetilmesi, Türkiye’nin kanayan yarası olmaya devam ediyor. Dereli’deki heyelan bölgesinde çalışan personelin, toprak kayması başladığı sırada orada bulunması bile başlı başına bir risk yönetimi hatasıdır. Erken uyarı sistemlerinin eksikliği veya saha gözlemcilerinin yetersizliği, insan hayatını şansa bırakmak demektir. Vatandaşın beklentisi, sadece facia yaşandıktan sonra oraya giden ekipler değil; o facianın yaşanmasını engelleyecek katı denetim mekanizmalarıdır.
Halkın Tedirginliği Büyüyor
Bölge halkı, yerel maden faaliyetlerinin çevreye ve can güvenliklerine olan etkisinden uzun süredir endişeli. Heyelan sonrası ortaya çıkan görüntüler, bu endişelerin ne kadar haklı olduğunu gösterdi. Maden ocaklarının çevresindeki yerleşim yerlerinde yaşayan insanlar, sıradaki heyelanın kendi evlerini vurup vurmayacağı korkusuyla yaşıyor. Yetkililerin bu noktada sadece ‘geçmiş olsun’ demekle yetinmeyip, sahadaki tüm faaliyetleri durdurup derinlemesine bir güvenlik taraması yapması şarttır. Aksi takdirde, bir sonraki heyelanda kameralar sadece bir makinenin değil, bir yaşamın sona erişini kaydedebilir.






