Dijital Bataklığın Görünmeyen Faturası
Bakın dostlar, okul güvenliği dediğimiz şey sadece kapıya bir bekçi dikmekle, bahçeye yüksek duvarlar örmekle bitmiyor. Bakan Çiftçi’nin son açıklamaları aslında buzdağının sadece görünen kısmını bizlere gösteriyor. Türkiye’nin dört bir yanında velilerin uykusu kaçarken, devletin ‘güçlü refleks’ vurgusu yapması kuşkusuz kıymetli ancak asıl mesele o dijital bataklıkta dönen karanlık dolaplar. Bir çocuğun zihni dijital platformlarda zehirlenirse, o çocuğun yarın bu ekonomiye, bu topluma katma değer sağlamasını beklemek hayalcilik olur. Asıl fatura, o zihinler karartıldığında kesiliyor.
Bakanın işaret ettiği dijital içerikler meselesi hafife alınacak bir konu değil. Sosyal izolasyon dediğimiz o illet, yarının nitelikli iş gücünü, bugünün ise toplumsal huzurunu sinsice kemiriyor. Şiddeti normalleştiren, suçu adeta ‘havalı’ bir yaşam tarzıymış gibi pazarlayan o videolar, sadece çocuklarımızı değil, aslında ülkenin gelecekteki huzur sermayesini de eritip bitiriyor. Denetimlerin sıkılaşması artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Ama mesele sadece yasak koymakla da çözülmez; bilinçlenmek asıl anahtar. Eğer biz çocuklarımızı o ekranların başında savunmasız ve rehbersiz bırakırsak, yarın o ‘sosyal izolasyonun’ ağır faturasını hepimiz toplumsal bir bedel olarak ödemek zorunda kalırız.
Okul Kapısından Öte Bir Güvenlik Şemsiyesi
Bakan Çiftçi’nin ‘aile bağlarındaki zayıflama’ tespiti aslında yaralı yerimize parmak basıyor. Bir evde akşam yemeği yenirken herkes kendi telefonuna gömülmüşse, iletişim kopmuşsa orada fiziki güvenlikten bahsetmek beyhude bir çabadır. Devlet şimdi sosyal politikalarıyla ailelerin dibine kadar inmeye hazırlanıyor. Bu hamle ne anlama geliyor? Erken uyarı mekanizmaları kurulacak. Yani yangın çıkıp evi sarmadan, dumanı fark edecek bir sistemden bahsediyoruz. Bu sistemin başarısı, emniyet birimlerinin sahadaki varlığı kadar, vatandaşın da bu sorumluluğu üstlenmesine bağlı. Boşa harcanacak tek bir kuruşumuz, feda edilecek tek bir evladımız bile yok. Bu işin şakası, ‘sonrası’ ya da ‘ama’sı kalmadı.
Provokasyona Karnımız Tok, Geleceğe Odaklanmalıyız
Bakanın ‘provokatif içerik’ uyarısı da çok kritik bir noktaya temas ediyor. Ortalık biraz bulandığında birileri hemen sahneye çıkıp bulanık suda balık avlamaya, milleti birbirine düşürmeye bayılır. Vatandaş olarak bu oyunlara gelmeyecek kadar tecrübeliyiz artık. Dijital dünyada karşımıza çıkan her sansasyonel habere, her kaynağı belirsiz videoya sazan gibi atlamamak gerekiyor. Aklıselim hareket etmek, aslında sadece toplumsal barışı değil, ekonomik istikrarı da korumak demektir. Huzurun olmadığı yerde yatırım olmaz, yatırımın olmadığı yerde de aş ve iş olmaz. Çocuklarımızın güvenliği, aslında Türkiye’nin genel refahının en büyük sigortasıdır. Bu sınavı; kararlılıkla, safları sıklaştırarak ve o dijital zehir tacirlerine geçit vermeyerek aşacağız. Kimse çocukların üzerinden kirli hesaplar yapmaya kalkmasın, devletin eli bu kez çok daha sert bir şekilde masada olacak.






