Bir ömür boyu süreceği hayal edilen beraberliklerin, henüz yolun başındayken noktalanması, taraflar üzerinde derin duygusal izler bırakır. Hayallerin ve planların yerini hüzne bıraktığı bu zorlu süreçte, bir de maddi paylaşım ve takı tartışmaları eklenince durum içinden çıkılmaz bir hal alabiliyor. Türkiye’de sosyal dokunun önemli bir parçası olan nişanlılık müessesi, hukuk sistemimizde de kendine yer bulan, belirli kurallara bağlanmış bir sözleşme niteliği taşır. Bu nedenle ayrılık sonrası yaşanan uyuşmazlıklarda Türk Medeni Kanunu (TMK) devreye girerek tarafların haklarını koruma altına alır.
Nişan Bozulunca Hangi Hediyeler Geri Verilir?
Nişanlılık döneminde tarafların birbirine veya ailelerin birbirine verdiği hediyelerin akıbeti, çoğu zaman en büyük tartışma konusudur. Avukat Asiye Tuğçe Çakır, bu noktada kanunun çok net bir ayrım yaptığını belirtiyor. Olağan hediyeler olarak sınıflandırılan çiçek, çikolata, giysiler veya kullanılarak tüketilen eşyaların iadesi istenemezken; olağan dışı hediyeler kategorisine giren taşınmazlar, araçlar ve ziynet eşyalarının iadesi zorunludur. Burada dikkat çekici olan nokta ise şudur: Hediyelerin iadesi için nişanın neden bozulduğuna veya kimin kusurlu olduğuna bakılmaz. Kanun koyucu, bu hediyelerin evlilik amacıyla verildiğini varsayar ve bu amaç gerçekleşmediğinde iadesini öngörür.
Maddi ve Manevi Tazminat İçin Kusur Şartı
Hediye iadesinden farklı olarak, tazminat davalarında durum tamamen değişmektedir. Nişanın atılmasıyla gururu incinen, sosyal çevresinde zor durumda kalan veya düğün hazırlıkları için ciddi harcamalar yapan tarafın hakkını arayabilmesi için karşı tarafın kusurlu olduğunu kanıtlaması gerekir. Avukat Çakır’a göre, aldatma veya aileler arasındaki dengesizlik gibi nedenlerle nişan bozulmuşsa, bu durumun belgelendirilmesi halinde yüksek miktarlarda manevi tazminat kazanılabilir. Türkiye’de hukuk sistemi, haksız yere nişanı bozan tarafın, mağdur olan tarafın hem maddi kayıplarını (rezervasyonlar, davetiyeler, fotoğraf çekimleri vb.) hem de manevi yıpranmasını tazmin etmesini amaçlar.
Türkiye’deki yargılama süreçlerine bakıldığında, nişanın bozulmasından kaynaklanan davalar genellikle Aile Mahkemeleri nezdinde görülür. Bu davalarda zaman aşımı süresi, nişanın bozulduğu tarihten itibaren bir yıldır. Bu süre zarfında açılmayan davalar, hak düşürücü süre nedeniyle reddedilebilir. Toplumsal açıdan bakıldığında ise, bu tür hukuki süreçler tarafların yeni bir başlangıç yapmadan önce geçmişin yüklerinden arınmasına olanak tanıyan birer kapanış niteliği de taşımaktadır. Hakların bilinmesi, duygusal travmaların üzerine eklenen ekonomik kayıpların en aza indirilmesi adına büyük önem taşımaktadır.






