Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü vesilesiyle yaptığı açıklama, şehirlerin kronikleşmiş çöp sorununa dair umut vaat eden rakamlar içeriyordu. 2017’de Emine Erdoğan öncülüğünde başlatılan hareketin küresel bir çevre hamlesine dönüştüğü ve tam 90 milyon ton atığın geri kazanıldığı, ülke ekonomisine 365 milyar lira katkı sağlandığı vurgulandı. Kâğıt üzerinde kulağa harika geliyor, değil mi? Peki ya beton yığınları arasına sıkışmış, nefes almakta zorlanan şehirlerimizin sokaklarında, parklarında, apartman önlerinde bu “zaferin” yansımasını gerçekten hissedebiliyor muyuz? Bu milyarlık başarı, sıradan vatandaşın günlük yaşamına, burnuna gelen o rahatsız edici kokuya, gözüne çarpan çöp yığınlarına nasıl dokundu?
Çöp Yığınları Arasında Parlayan Milyarlar: Kime Ne Fayda?
90 milyon ton geri kazanılan atık ve ekonomiye sağlanan 365 milyar liralık katkı, elbette küçümsenemez. Ancak bu devasa rakamlar, ne yazık ki pek çok kent sakini için sadece bir istatistik olarak kalıyor. Zira metropollerimizin çoğu, plansız büyümenin, denetimsiz tüketimin ve yetersiz altyapının getirdiği ağır bir çöp yükü altında inim inim inliyor. Her gün şehirde bir yerden bir yere gitmek zorunda kalan milyonlar, yol kenarlarında biriken molozlara, park köşelerine atılmış pet şişelere, konteynerlerden taşan evsel atıklara tanık oluyor. Bu “geri kazanım” süreci, kentlerin görünürdeki kirliliğini ve altyapıdaki tıkanıklığı ne ölçüde hafifletebildi? Yoksa bu, sadece büyük tabloda parlayan ama mikroda etkisiz kalan bir başarı hikayesi mi?
Sıfır Atık Hayali, Kentlerin Kabusu Bitirecek mi?
Hedefler büyük: 2035’te geri kazanım oranı %60’a, 2053’te ise %70’e çıkacak. İklim değişikliği ve çevre kirliliğiyle mücadele kararlılıkla sürecekmiş. Peki bu iddialı hedeflere ulaşmak için bugünden atılan somut adımlar neler? İstanbul’un göbeğindeki semtlerde bile geri dönüşüm kutusu bulmakta zorlanan bir sistem varken, vatandaşın kafası karışıkken, endüstriyel atıkların denetimi hala tartışmalı konulardayken bu oranlara nasıl ulaşılacak? Kentler, sadece evsel atıklarla değil, inşaat ve yıkım atıklarıyla, sanayi bölgelerinden yayılan kirlilikle boğuşuyor. Bu “sıfır atık” vizyonu, tüm bu devasa problemleri kapsayacak güce sahip mi, yoksa sadece belirli kalemlerdeki iyileştirmelerle mi sınırlı kalıyor?
Vatandaş Nerede? Geri Dönüşüm Çilesi ve Sistemin Eksikleri
Sıfır Atık Hareketi, vatandaşın aktif katılımı olmadan bir slogandan öteye geçemez. Ancak vatandaşa sunulan sistem ne kadar kolaylaştırıcı? Evlerde atıkları ayrı ayrı biriktirme çilesi, mahallede doğru geri dönüşüm noktasını bulma zorluğu, hatta “Acaba gerçekten geri dönüştürülüyor mu?” şüphesi… Tüm bunlar, sıradan bir kent sakininin sırtına yüklenen bir görevden fazlası olmalı. Belediyelerden, yerel yönetimlerden beklenen, sadece broşür dağıtmak değil, her sokağa, her apartmanın önüne erişilebilir, anlaşılır ve işleyen bir geri dönüşüm altyapısı kurmak. Bugün hala atık toplayıcılarının emek mücadelesiyle, çoğu zaman sağlıksız koşullarda toplanan atıkların kaderi belirsizken, bu “milyarlık zafer” ne kadar gerçekçi olabilir?
Kısacası, evet, sayılar büyük, hedefler iddialı. Ancak bir şehir editörü olarak sormak zorundayım: Bu rakamlar, şehirlerimizin nefes alan sokaklarına, temiz parklarına, berrak sularına ne zaman yansıyacak? Yoksa her açıklama sonrası, şehrin kirli bir köşesinde biriken çöp yığınına bakıp “Yine mi?” demekle mi yetineceğiz? İklim değişikliği ve çevre kirliliğiyle mücadele, sadece resmi açıklamalarla değil, her köşe başında hissedilen gerçek bir dönüşümle mümkündür. Gerçek Sıfır Atık, rakamlarda değil, kentlinin temiz bir çevrede yaşama hakkı olarak hayat bulduğunda başlayacaktır.






