MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9795 ▲ %0,02
EURO 53,5436 ▲ %0,30
ALTIN 6.626,49 ▲ %1,10

Mekânsal Soykırım: İsrail’in Batı Şeria’daki Tehlikeli Yayılmacılık Stratejisi

İsrail hükümetinin Batı Şeria’ya yönelik yeni ilhak ve yerleşim planları, Orta Doğu’da yalnızca bir sınır meselesi değil, topyekûn bir ‘mekânsal soykırım’ olarak nitelendiriliyor. Netanyahu kabinesinin attığı her adım, bölgedeki demografik yapıyı kalıcı olarak değiştirme ve Filistin halkının tarihsel varlığını fiziksel olarak silme amacı taşıyor. Ankara’dan gelen sert açıklamalar, bu durumun sadece bir işgal değil, uluslararası sistemin temellerine indirilmiş bir darbe olduğunun altını çiziyor. Haberin derinliklerinde yatan gerçeklik, sadece bir toprak parçası değil, bir halkın kolektif belleğinin de yok edilmeye çalışılmasıdır.

Uluslararası Hukuk ve İki Devletli Çözüm Çıkmazı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, İsrail’in bu hamlelerini ‘toprak gasbı’ olarak tanımlarken, aslında modern hukukun en temel prensiplerinden birine işaret ediyor: İşgal altındaki topraklarda egemenlik ilanı edilemez. Yerleşim faaliyetlerinin genişletilmesi, barış umutlarını sadece zedelemekle kalmıyor, 1967 sınırları temelinde bir Filistin Devleti öngörüsünü fiziksel olarak imkansız hale getiriyor. Uzmanlara göre, ‘mekânsal soykırım’ kavramı, bir halkın sadece canına değil, o canın nefes aldığı coğrafyaya, hafızasına ve geleceğine el konulmasıdır. Bu strateji, Filistinli sivilleri daralan kuşatılmış bölgelere hapsederek, bağımsız bir devlet yapısını temelinden sarsmayı hedeflemektedir.

İsrail’in bu hukuk tanımaz tutumu, küresel adalete olan inancı derinden yaralarken, uluslararası toplumun sessizliği ise bu ihlallere zemin hazırlayan en büyük unsurlardan biri olarak görülüyor. Eğer dünya kamuoyu bu ‘sessiz ilhak’ sürecine dur demezse, bölgede barışın dili tamamen yerini çatışma ve kalıcı istikrarsızlığa bırakacaktır. Her geçen gün artan baskı politikaları, sivil halkın temel yaşam haklarını elinden alırken, bölgedeki insani krizin boyutlarını da tahmin edilemez bir noktaya taşımaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler nezdindeki girişimlerin bu aşamada ne denli kritik olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’nin Diplomasi Hattı ve Bölgesel İstikrar

Türkiye, krizin başından bu yana olduğu gibi bugün de adaletin ve mazlumun sesi olmaya devam ediyor. Ankara’nın perspektifi net: Başkenti Doğu Kudüs olan, coğrafi bütünlüğü sağlanmış, egemen ve bağımsız bir Filistin Devleti kurulmadan Orta Doğu’da kalıcı huzur bir seraptan ibarettir. Bakan Gürlek’in de vurguladığı üzere, insan onuruna aykırı olan bu dayatmalar karşısında Türkiye, her platformda Filistin’in haklı davasını savunmaya kararlıdır. Bu kararlılık, sadece retorik bir destek değil, bölgedeki kalıcı barışın yegâne anahtarı olan iki devletli çözümün korunması için verilen bir hukuk mücadelesidir.

Sonuç olarak, Batı Şeria’da yaşananlar basit bir mülkiyet tartışması değil, bir halkın tarih sahnesinden silinmesine karşı verdiği varoluş mücadelesidir. Soykırım siyasetinin bu yeni aşaması, vicdan sahibi tüm küresel aktörleri acil ve somut eyleme çağırmaktadır. Adaletin tecelli etmediği her gün, sadece Filistin’in değil, tüm insanlığın ortak vicdanı ve uluslararası hukuk düzeni ağır bir yara almaktadır. Türkiye, bu tarihsel süreçte hukukun yanında durarak çözümün parçası olma iradesini korumaktadır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir