Gerçeğin Er ya da Geç Ortaya Çıkma Gücü
İnsan zihni, en yakınındakinden gelebilecek bir kötülüğü kabullenmekte her zaman zorlanır. Marmaris’in sakin atmosferinde, 28 Mart 2023 tarihinde yaşanan ve ilk bakışta trajik bir ‘kaza’ gibi görünen Abdullah Uslu’nun ölümü, aslında çok daha karanlık bir senaryonun parçasıymış. Alkolün ve dikkatsizliğin arkasına sığınılarak kurgulanan ‘kendi kendini vurdu’ hikayesi, adaletin titiz incelemesi ve bir evladın vazgeçmeyen takibiyle yerle bir oldu. Bu olay, toplumun güven duygusunu sarsarken, aslında hiçbir sırrın sonsuza dek saklı kalamayacağını bir kez daha hatırlatıyor.
Bilimsel Kanıtlar Kurguyu Yerle Bir Etti
Olay yerinde yapılan ilk incelemelerde tanıkların ağız birliği ederek sunduğu ‘silah düştü ve patladı’ tezi, kriminal laboratuvarların soğuk ve tarafsız raporlarıyla çürüdü. Hazırlanan raporda, modern bir ateşli silahın sadece yere düşerek ateş almasının fiziksel olarak imkansız olduğu gerçeği, kurgulanan yalanın ilk çatlağı oldu. Mermi çekirdeklerinin ev içindeki açısı ve boş kovanların bulunduğu noktalar, anlatılan hikaye ile taban tabana zıt bir tablo ortaya koydu. Masada otururken havaya ateş açıldığı iddiası, kovanların cesedin 150 santimetre uzağında bulunmasıyla mantık sınırlarının dışına itildi.
Maskeleri Düşüren ‘Atış Artığı’ Detayı
Toplumsal vicdanı en çok yaralayan detay ise, güvenilmesi gereken kişilerin ellerindeki barut izleri oldu. Yapılan svap incelemelerinde, olay anında evde bulunan eş Suna Uslu ve komşuların ellerinde ve yüzlerinde atış artıkları tespit edildi. Bilimin bu tartışmasız verisi, şüphelilerin silaha sandıklarından çok daha yakın olduklarını, hatta belki de tetiğin çekildiği o uğursuz anda doğrudan müdahil olduklarını kanıtladı. 45 santimetrelik o kritik mesafe, sadece bir fizik kuralı değil, bir yalanın ifşası haline geldi.
Kayıtlara Geçen Ürpertici İtiraflar
Dosyanın seyrini değiştiren bir diğer unsur, teknoloji ve hukukun iş birliğiyle ortaya çıkan telefon dinlemeleri oldu. Şüphelilerin kendi aralarında yaptığı ‘profesyonel katil demezler’ ve ‘senin bir ifaden onu yakar’ şeklindeki konuşmalar, olayın anlık bir arbededen ziyade, sonrasında ustaca planlanmış bir örtbas operasyonuna dönüştüğünü gösteriyor. Nihayetinde vicdan azabına ya da köşeye sıkışmışlığın verdiği korkuya yenik düşen eş Suna Uslu’nun, ‘Ağız birliği yaptık’ diyerek verdiği yeni ifade, Marmaris’teki bu karanlık geceyi aydınlattı. Bugün gelinen noktada, ‘kasten öldürme’ suçlamasıyla yapılan tutuklamalar, adaletin geç de olsa yerini bulacağının en somut göstergesi olarak kayıtlara geçti.






