Antalya’nın turizm kalbi Manavgat’ta, ırmak kenarının o dingin havası, bir anda yerini yüksek gerilimli bir şehir efsanesine bıraktı. Ukrayna uyruklu Lutvila S., sadık dostuyla yürüyüşe çıktığında, sadece birkaç dakika sonra kendisini bir kütüphane köşesinde, parmağı parçalanmış halde bulacağını kuşkusuz tahmin etmiyordu. Olayın fitilini ateşleyen ise, sokakların sahipsiz sakinlerinden biri olan iri bir Alman kurduydu. Ancak bu hikaye, alışılagelmiş ‘sahipsiz köpek terörü’ manşetlerinden çok daha derin bir ironi barındırıyor.
Devletin Refleksi ve Değişen Gerçeklik
112 Acil Çağrı Merkezi’ne düşen ‘yabancı uyruklu kadına köpek saldırısı’ ihbarı, yerel yönetimleri ve emniyet güçlerini adeta alarma geçirdi. Manavgat Belediyesi Barınak ekipleri ve polis, saniyelerle yarışarak Örnek Mahallesi’ne ulaştı. Sistemin bu denli hızlı tepki vermesi takdire şayandı; lakin sahada karşılaşılan manzara, bürokratik şablonların çok ötesindeydi. Rauf Denktaş Köprüsü’nün gölgesindeki İlçe Halk Kütüphanesi, o an sadece kitaplara değil, dehşet içindeki bir kadına da ev sahipliği yapıyordu. Kapının önünde bekleyen Alman kurdu ise, sanki yarattığı kaosun farkındaymışçasına sessizce barınak aracına binmeyi bekliyordu.
Kendi Köpeğinin Dişlerinde Saklı İhanet
Polis ekiplerinin kütüphaneden dışarı davet ettiği Lutvila S.’nin elindeki manzara ürkütücüydü: İşaret parmağı ciddi şekilde hasar görmüştü. Herkesin gözü ‘suçlu’ Alman kurdundayken, hastanede tercüman eşliğinde verilen ifade tüm algıları yıktı. Kadını yaralayan, o sokaktaki yabancı değil, kucağında sıkı sıkıya tuttuğu kendi köpeğiydi. Kaos anında yaşanan ‘savunma refleksi’, minik dostunu bir saldırgana dönüştürmüştü. Bu durum, şehirleşen insanın doğayla ve hayvan içgüdüsüyle olan kopuk bağını bir kez daha gözler önüne serdi. İnsan, korumaya çalıştığı şeyin gazabına uğramıştı.
Sosyal Bir Panorama: Kediler, Köpekler ve Sessiz Kararlar
Olayın bir diğer kurbanı ise, köpeklerin gürültüsünden dehşete düşüp bir ağacın tepesine tırmanan kediydi. Dakikalarca inmek bilmeyen kedi, aslında şehirdeki huzursuzluğun canlı bir sembolü gibiydi. Ukraynalı kadının şikayetçi olmaması ise olayın hukuki boyutunu kapattı ama toplumsal boyuttaki tartışmaları açık bıraktı. Kendi köpeği tarafından yaralanan bir sahibin sessizliği, belki de bir vicdan muhasebesiydi. Manavgat sokakları, bir yaralı parmak ve bir ağaçta mahsur kalmış kediyle, o günün tarihine tuhaf bir not düştü. Şehir hayatının karmaşası içinde, bazen en büyük tehlike kucağımızda taşıdığımız korkulardan ibaret kalabiliyor.






