Adalet Koridorlarında Görünmez El: Kim, Neyi Çekiyor?
Adaletin sadece mahkeme salonlarında değil, kamuoyu vicdanında tecelli ettiğine inanırız. Ancak bugün karşımızda duran tablo, vicdandan ziyade bir ‘gösteri toplumu’nun yansımalarını taşıyor. Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde devam eden ve kamuoyunun yakından takip ettiği o kritik davada yaşananlar, hukukun sadece bir karar mekanizması değil, aynı zamanda bir ‘algı savaşı’ sahasına dönüştüğünü kanıtlıyor. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı son açıklama, davanın perde arkasındaki disiplin krizini ve kuralların nasıl esnetilmeye çalışıldığını gözler önüne serdi.
Görüntü Sızdırmak Kimin Çıkarına Hizmet Ediyor?
Başsavcılığın açıklamasındaki en çarpıcı detay, duruşma salonundan yetkisizce alınan görüntülerin birer ‘basın açıklaması’ edasıyla sosyal medyaya servis edilmesi. Peki, neden birileri mahkemenin o ağır havasını dijital dünyaya meze yapma gereği duyuyor? Bu sadece bir kural ihlali değil; toplumu, gerçeği kendi süzgecinden değil, birilerinin filtresinden görmeye zorlama çabasıdır. Mahkeme salonunu tiyatro sahnesine dönüştürmek, yargılama sürecinin o soğukkanlı yapısını zedeler. Yargı, alkışlarla veya sosyal medya beğenileriyle değil, delillerle yürür. Bu sızıntılar, aslında adaletin şeffaflığına değil, kaosun ekmeğine yağ sürüyor.
Mektup Trafiği ve Güvenlik Duvarındaki Çatlaklar
Duruşma esnasında bir sanık ile avukat arasında gerçekleşen o gizemli mektup alışverişi, sistemin en hassas noktasına dokunuyor. Savunma hakkı kutsaldır, buna kimse itiraz edemez. Ancak bu hakkın, mahkeme düzenini baypas ederek bir ‘haberleşme ağı’na dönüşmesi, yargılamanın güvenliğini doğrudan tehdit eder. Başsavcılık, personeline verdiği talimatları yenileyerek aslında bir sınırı yeniden çiziyor. Bizler ekranlarımızın başında bu ‘perde arkası’ görüntüleri büyük bir merakla tüketirken, aslında o sızıntıların adaletin ciddiyetini nasıl aşındırdığını fark etmiyoruz. Merakımız, sistemin disiplininden daha mı değerli?
Sistem Mi Çöküyor Yoksa Biz Mi Bağımlıyız?
Bu tür olaylar vatandaş için sadece birer magazinel haber gibi görünebilir. Oysa bir davanın mahremiyetinin bozulması, yarın sizin başınıza gelebilecek bir haksızlıkta sığınacağınız o limanın da dalgalanması demektir. Yetkisiz kişilerin mahkeme salonundan ‘canlı yayın’ yapma iştahı, hukuku sokak ağzına indirger. Başsavcılığın bu sert duruşu, sadece o günü değil, hukuk devletinin genel itibarını koruma hamlesidir. Herkesin cebinde bir kamera, her parmağın ucunda bir paylaşım butonu varken, mahkemelerin bu dijital kuşatmaya direnmesi artık bir zorunluluktur. Hakikat, kaçak çekilen videoların gürültüsünde değil, sessiz ve disiplinli bir yargılama sürecinde gizlidir.






