MENÜ
19 Haziran 2026 Cuma
DOLAR 46,4404 ▼ %0,04
EURO 53,3544 ▲ %0,21
ALTIN 6.204,41 ▼ %1,32

Kurtulmuş’tan Dünya Düzenine Tokat: Uluslararası Hukuk Boş Bir Kâğıt mı?

Bir Ucu Karadeniz, Diğer Ucu Küresel Kaos: Ankara’dan Net Mesaj

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Hırvatistan’daki Üç Deniz Girişimi Parlamenter Zirvesi’nde kürsüye çıktığında, sadece bir protokol konuşması yapmadı. Ankara’nın stratejik ortak olarak ilk kez katıldığı bu platformda, Kurtulmuş’un sözleri, mevcut dünya düzenine yönelik keskin bir eleştiri ve acı bir gerçeklik dersi niteliğindeydi. Türkiye’nin coğrafi ve jeopolitik konumunun getirdiği bağlantısallık vurgusu, küresel sahnedeki derin çatlakların gölgesinde çok daha büyük bir anlam kazandı. Kurtulmuş, ulaştırma, enerji ve iletişim koridorlarının geliştirilmesine verilen azami önemin altını çizerken, bu vizyonun ardında yatan kırılgan dünya gerçeğini de çıplak bir dille gözler önüne serdi.

Karadeniz’in en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak Türkiye, bu girişimin sadece ekonomik bir platform olmadığını, aynı zamanda bölgesel sahiplenme ve stratejik iş birliği zemini olduğunu net bir şekilde ifade etti. Ancak bu bölgesel iş birliği arayışı, küresel çapta yaşanan bir çöküşün tam ortasında yankılandı. Kurtulmuş’un konuşması, Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi dev projelerin potansiyelini vurgularken, aynı zamanda bu potansiyelin önüne dikilen devasa engelleri de işaret etti. Akıllı ulaşım, yeşil lojistik ve dijital altyapı alanlarındaki ulusal stratejilerle Üç Deniz Girişimi’ne sunulacak katkılar, ancak istikrarlı bir uluslararası düzen içinde tam anlamıyla çiçek açabilir. Peki, böyle bir düzen hâlâ mevcut mu?

Bağlantısallık Masalı ve Kanayan Gerçekler: Uluslararası Düzen Neden Çöktü?

Kurtulmuş’un sözlerinin asıl ağırlığı, uluslararası düzenin acımasız bir analiziyle geldi. İran’a karşı yürütülen savaş, Ukrayna’da dört yıldır süregelen çatışma ve Gazze’deki soykırım, küresel bağlantısallığın jeopolitik gerilimler karşısında ne kadar kırılgan olduğunu göstermekle kalmadı; 1945 sonrası kurulan uluslararası sistemin sarsıcı bir şekilde çözüldüğüne işaret etti. Bu sadece bir bölgesel kriz değil, hukuksuzluğun sıradanlaştığı, gücün hukukun önüne geçtiği ve uluslararası mekanizmaların büyük ölçüde etkisiz kaldığı sistemik bir krizdi. Kurallara dayalı düzen, hem meşruiyet hem de işlevsellik açısından ciddi bir aşınma yaşıyor.

Kurumlar şeklen varlığını sürdürse de etkileri sınırlandırılmış durumda. Kurallar kağıt üzerinde dururken, güçlüler karşısında uygulama gücünü yitirmiş vaziyette. Normatif kavramların içi boşaltılmış. Bu tablo, geçici bir olgu değil, uluslararası sistemin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini, çok merkezli bir dünya düzeninin sancılı bir şekilde şekillendiğini gösteriyor. Vatandaş için bu, sadece soyut bir siyaset tartışması değil; artan gıda fiyatları, kontrolsüz göç dalgaları, enerji krizi ve her an patlayabilecek bir bölgesel savaş tehdidi olarak somutlaşıyor. Güvenli limanlar azalırken, belirsizlik insanlık için yeni normal haline geliyor.

Orta Doğu’da Yangın, Küresel Vicdanda Yara: ABD ve İsrail’in Sorumluluğu

Kurtulmuş, konuşmasında Orta Doğu’daki kritik gelişmeleri net bir dille ele aldı. ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü ve sivil halk ile altyapıya ciddi zarar veren, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kesintiye uğratan savaşın sona erdirilmesi çağrısı, uluslararası arenada yankı bulması gereken bir uyarıydı. Orta Doğu’da yaşanan insani trajedi karşısında kayıtsız kalmak mümkün değil. İsrail’in İran ve Lübnan’a yönelik saldırıları ile Filistin halkına karşı işlediği vahim suçlar, bölgeyi istikrarsızlığa sürüklemekle kalmıyor; Avrupa’nın güvenliğini, ekonomisini ve ahlaki duruşunu doğrudan zehirliyor.

Türkiye’nin bu bağlamdaki duruşu net: Bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü savunma çabaları artırılmalı, Filistin halkına karşı işlenen suçlara karşı ses daha güçlü yükseltilmeli. Bağımsız bir Filistin devletinin, 4 Haziran 1967 sınırları temelinde, iki devletli çözüm prensibiyle kurulması, sadece Filistinliler için değil, tüm bölge ve küresel istikrar için hayati bir zorunluluktur. Aksi takdirde, bu yangın sadece Orta Doğu’yu değil, tüm dünyayı saracak bir küle çevirme potansiyeli taşıyor. Dünya vicdanı, bu dram karşısında daha ne kadar sessiz kalabilir?

Yeni Dünya Düzeni Mi? Ankara’dan Güven ve Dayanıklılık Çağrısı

Güney Kafkasya’da sağlanacak kalıcı barışın bölgesel bağlantısallığı önemli ölçüde güçlendireceğinin altını çizen Kurtulmuş, burada da mevcut barış görüşmelerine desteği yineledi. Ancak tüm bu bölgesel girişimler, daha büyük bir resmin parçası. Kurtulmuş’un mesajı açıktı: Bağlantısallık yalnızca enerji, ulaştırma ve iletişimle sınırlı değil; bilgi, kültür ve değerlerin paylaşımını da kapsıyor. Bu, sadece fiziki altyapı inşa etmek değil, aynı zamanda ülkeleri, halkları ve kıtaları birbirine bağlayan güven, değer, refah ve dayanıklılık koridorları inşa etme kararlılığıdır.

TBMM Başkanı’nın sözleri, uluslararası arenaya Türkiye’nin sadece eleştirel değil, aynı zamanda çözüm odaklı bir aktör olarak durduğunu gösterdi. Eğer uluslararası sistem bu kadar köklü bir dönüşümden geçiyorsa, kaba kuvvet ve keyfiliğin değil, değerlerin ve ilkelerin korunması, stratejik bakış açısıyla şekillenen, daha etkin ve sonuç odaklı bir iş birliğini zorunlu kılıyor. Türkiye, bu yeni ve sancılı dönemin inşasında parlamentolar arası diyaloğu güçlendirmeye ve Üç Deniz Girişimi gibi platformlarda aktif rol oynamaya hazır olduğunu, ancak bu kararlılığın temeline adalet ve hakkaniyetin konulması gerektiğini net bir şekilde vurguladı.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir