23 Günlük Arama Sonrası Gelen Korkunç Haber
Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde haftalardır süren sessizlik, yerini kan donduran bir dehşete bıraktı. Kırsal Çağlayan Mahallesi’nde yaşayan ve zihinsel engelli olduğu bilinen Salih Ertaş’tan geriye kalanlar, bölgedeki güvenlik ve arama-kurtarma zafiyetini bir kez daha gözler önüne serdi. 8 Şubat günü Dereboyu mezrasına gitmek üzere evinden çıkan ancak bir daha geri dönmeyen Ertaş’ın hikayesi, ne yazık ki modern kentin ve kırsal güvenliğin ne kadar kırılgan olduğunu ispatlayan bir trajediye dönüştü.
Arama Kurtarma Çalışmalarındaki Büyük Soru İşareti
Olayın kronolojisine baktığımızda ihmaller zinciri adeta ‘geliyorum’ diyor. Salih Ertaş 8 Şubat’ta kayboluyor ancak aile durumu ancak 11 Şubat akşamı yetkililere bildiriyor. Aradaki üç günlük kayıp zaman, arama kurtarma operasyonlarının kaderini en baştan tayin etmiş olabilir. AFAD, belediye ekipleri, jandarma ve polislerden oluşan yüzlerce kişilik dev kadro, tam 23 gün boyunca dağı taşı didik didik ettiğini iddia etti. Ancak 3 Mart tarihinde ‘bir iz bulunamadı’ denilerek dosyası rafa kaldırılan arama çalışmaları, bugün bulunan başsız cesetle birlikte büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi.
7 Kilometrelik Mesafe Neden Aşılamadı?
Asıl çarpıcı olan ve kamuoyunun sinir uçlarına dokunan detay ise cesedin bulunduğu yer. Ertaş’ın evinden sadece 7 kilometre uzaklıkta bir ceset bulunuyor. Üstelik bu cesedin başı yok! Haftalarca yüzlerce personelle, teknolojik imkanlarla yürütülen çalışmalarda bu mesafenin taranamamış olması ya da bu vahşetin o dönemde fark edilememesi, akıllara ‘Arama çalışmaları gerçekten titizlikle yapıldı mı?’ sorusunu getiriyor. 7 kilometrelik bir çap, profesyonel ekipler için aşılması imkansız bir engel olmamalıydı. Sokakların, yolların ve kırsalın güvenliğinden sorumlu olanların, bu zihinsel engelli vatandaşı koruyamamış olması toplumsal bir yaradır.
Vahşetin Boyutu Adli Tıp’ta Aydınlanacak
Bulunan erkek cesedinin üzerindeki kıyafetler ve eşyalar, acı bir şekilde Salih Ertaş’ı işaret ediyor. Ancak cesedin baş kısmının olmaması, olayın basit bir ‘kaybolma ve donma’ vakasından çok daha öte, karanlık bir infaz veya vahşi bir saldırı ihtimalini doğuruyor. Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılan ceset üzerinde yapılacak incelemeler, bu trajedinin perdesini aralayacak. Bir insanın, hem de korunmaya muhtaç engelli bir bireyin bu şekilde can vermesi, bölgedeki sahipsizliğin ve denetimsizliğin en somut kanıtıdır. Şimdi herkes şu sorunun yanıtını bekliyor: O kafa nerede ve bu vahşetin faili kim ya da ne?






