Ramazan Bayramı’nın ruhani atmosferi tüm yurdu sararken, gönüllerdeki burukluk ne yazık ki bu yıl da derinden hissediliyor. Gelenekselleşen dayanışma ve birlik çağrıları, ağır bir ekonomik yükün ve yıpranmış toplumsal dokunun gölgesinde yankılanıyor. Yeşil bir gelecek için mücadele eden bizler biliyoruz ki, ekonomik krizler ve sosyal adaletsizlikler, çoğu zaman doğanın feda edilmesiyle, kaynakların hoyratça tüketilmesiyle ve gelecek nesillerin yaşam hakkının hiçe sayılmasıyla el ele yürür.
Politikanın Ötesinde Bir Çağrı: Adalet ve Çevre
Ülkemizin siyasi arenasında öne çıkan isimlerden Özel’in X platformundan yayımladığı bayram mesajı, bu derin yaralara parmak basarak milletin birliğini pekiştirme ve dayanışmayı büyütme vurgusu yaparken, aynı zamanda ekolojik dengeye olan çağrışımlarıyla biz yeşil aktivistlerin de yüreğine dokundu. Mesajda dile getirilen ‘büyük bir ekonomik krizin yanında, derin bir adalet ve demokrasi krizi’ tespiti, aslında toprağımızın, suyumuzun, havamızın maruz kaldığı sömürünün, yani ekolojik adaletsizliğin de bir yansımasıdır.
Zira, adalet ve demokrasi yara aldığında, çevresel kararlar da şeffaflıktan uzaklaşır, halkın katılımı engellenir ve doğanın hakları görmezden gelinir. Bir avuç insanın kısa vadeli menfaatleri uğruna, ormanlarımız talan edilir, akarsularımız kurutulur, şehirlerimiz beton yığınlarına dönüşür.
Bu durum, sadece ekonomimizi değil, aynı zamanda canlıların yaşam alanlarını, biyoçeşitliliğimizi ve bizden sonraki kuşakların nefes alma hakkını da derinden etkiliyor. Milletin huzuru ve refahı, sadece ekonomik göstergelerle değil, sağlıklı bir çevreyle de doğrudan ilişkilidir. Hava kirliliğinin soluduğumuz her nefesi zehirlediği, su kaynaklarımızın kuruduğu, iklim krizinin etkilerini her geçen gün daha acı hissettirdiği bir coğrafyada, gerçek bir refahtan bahsetmek mümkün müdür?
Geleceğe Yönelik Taahhüt: Vatanı Yeniden Yeşertmek
Mesajdaki ‘her yanı dağılan bu büyük evi, yani vatanımızı yeniden toparlayacağız’ ifadesi, bizler için sadece siyasi bir vaat değil, aynı zamanda ekolojik bir diriliş çağrısıdır. Bu ev, sadece insanları değil, içinde barındırdığı tüm canlıları, toprağı, suyu, havası ile bir bütündür. Yıllarca hor görülen bu evin sakinleri, doğa ve onunla birlikte ezilen tüm kesimler, ancak gerçek bir adalet ve demokrasi ikliminde aynı ‘bayram sofrasına’ oturabilir. Hüzünlerin, hasretlerin ve küslüklerin yerini alacak kucaklaşmalar, aynı zamanda insanlığın doğayla yeniden barışması, ortak bir gelecek için el ele vermesi anlamına gelir. Bu ülkeyi bir bayram havasında ayağa kaldırmak, sadece insani değil, ekolojik bir sorumluluktur. Yıkılanı yeniden inşa etmek, kirletileni temizlemek, yok olanı yeniden var etmek, işte gerçek bayram bu olacaktır.
Bizler, yeşil bir dünyanın hayalini kuranlar olarak, bu çağrıyı yürekten destekliyor, söz konusu taahhütlerin sadece insan odaklı değil, tüm ekosistemi kucaklayan, doğa merkezli politikalarla hayata geçirilmesini temenni ediyoruz. Unutmayalım ki, gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras, temiz bir doğa ve adil bir düzendir. Ramazan Bayramı’mız kutlu olsun; umut ve yeşil bir yarın için mücadelemiz hiç bitmesin!






