Kaldırımda Gelen Ölüm: Altı Yaşındaki T.U.’nun Dramı
Saatler 17.00’ı gösterdiğinde, İstanbul’un kalabalık caddelerinden birinde, Nuripaşa Mahallesi’nde yaşanan o an, kentin tüm vurdumduymazlığını yüzümüze çarptı. Bir anne, minicik evladının elini sıkıca tutmuş, kaldırımda geleceğe yürürken, tepeden gelen bir dehşetle karşılaştı. Yıkımı süren bir binadan kopan tonlarca ağırlıktaki beton parçası, altı yaşındaki T.U.’nun narin bedenine isabet etti. Hayat dolu bir çocuk, annesinin gözleri önünde bir anda sessizliğe gömüldü. Bu, sadece bir kaza değil, ihmalin, denetimsizliğin ve kâr hırsının kanlı bir fotoğrafıydı.
Küçük T.U., ağır yaralı olarak hızla hastaneye kaldırıldı. Umut, her saniye biraz daha azaldı. Doktorların tüm çabalarına rağmen, hayatla ölüm arasındaki o ince çizgide tutunamadı. Bir çocuğun çığlığı, ambulans sirenleri, hastane koridorlarındaki fısıltılar ve ardından gelen acı haber… T.U. yaşamını yitirdi. Geride tarifsiz bir yas, parçalanmış bir aile ve bu şehrin vicdanına saplanan yeni bir hançer bıraktı.
Kentsel Dönüşümün Karanlık Yüzü: Kim Denetliyor Bu Vurgunu?
Şehrin dört bir yanı şantiye alanına döndü. ‘Kentsel dönüşüm’ adı altında, eski binalar yıkılıyor, yenileri yükseliyor. Ancak bu hızlı ve denetimsiz değişim, her gün yeni bir felakete davetiye çıkarıyor. Nuripaşa’da yaşanan bu facia, ne ilkti ne de son olacak gibi görünüyor. Yıkım sahalarının yeterince çevrelenmemesi, güvenlik önlemlerinin kağıt üzerinde kalması, çalışanların eğitimsizliği ve en önemlisi, belediyelerin ve ilgili kurumların denetimdeki zaafiyeti, her an bir başka cana mal olabilecek potansiyeli barındırıyor.
Bir bina yıkılırken, çevresindeki yaşamı hiçe saymak nasıl bir akıldır? Kaldırımda yürüyen bir vatandaşın, okuldan çıkan bir çocuğun can güvenliğini sağlamak kimin sorumluluğundadır? Bu soruların cevabı, sadece üç işçinin gözaltına alınmasıyla verilemez. Asıl sorumlular, bu yıkım izinlerini veren, denetimlerini layıkıyla yapmayan, kâr hırsını insan hayatının önüne koyan o ‘büyük’ aktörlerdir. Adalet, bu trajedinin gölgesinde kalmamalı, asıl suçlular bulunmalı ve hak ettikleri cezayı almalıdır.
Sokaklar Artık Çocuklara Tuzak mı Kuruyor? Sorumlular Nerede?
T.U.’nun ölümü, sadece bir ailenin değil, tüm şehrin acısıdır. Kentin ortasında, güpe gündüz, bir çocuğun böyle feci bir şekilde hayatını kaybetmesi, hepimizin aynasıdır. Artık çocuklarımız sokaklarda güvenle yürüyebilecek mi? Anneler, evlatlarının elini tutarken, gökyüzünden bir felaket gelip gelmeyeceği endişesiyle mi yaşayacak? Bu kent, insanları için mi var, yoksa beton yığınları ve kâr kapıları için mi?
Bu trajedinin ardından sadece birkaç gözaltı ve rutin soruşturma beklemek, kentin vicdanına bir hakarettir. Valilikten belediyeye, yıkım firması sahiplerinden şantiye şeflerine kadar, bu sistemin her kademesindeki ihmali olan herkes hesap vermelidir. Güvenli bir kent, sadece lüks değil, temel bir insan hakkıdır. T.U.’nun son nefesi, bu hakkın göz göre göre nasıl ihlal edildiğinin acı bir kanıtıdır. Bu kent, bu feryadı duymalı, bu utanç verici tabloyu değiştirmek için derhal harekete geçmelidir. Aksi takdirde, bu beton yığınları altında ezilen sadece binalar değil, insanlığımız olacaktır.






