Doğa mı Bize Geldi Yoksa Biz mi Onu Köşeye Sıkıştırdık?
Erzincan’ın Kemaliye ilçesinde, doğanın kendi ritminde sessizce var olmaya çalışan bir mucize, insan kamerasına yakalandı. Araziye fotoğraf çekmek için çıkan vatandaşlar, nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu için uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınan benekli semenderi görüntüledi. İlk bakışta bu bir ‘doğa haberi’ gibi görünebilir. Ancak derine indiğimizde, modern insanın kendi yok ettiği bir ekosistemin son tanıklarıyla karşılaşınca yaşadığı o tuhaf heyecanı görüyoruz. Koruma altındaki bir canlıyı ‘bulmak’ aslında bir başarı değil, bir yüzleşmedir.
Benekli semenderler, doğanın en hassas dengelerinden birini temsil ediyor. Sadece temiz su kaynaklarının ve bozulmamış toprak yapısının olduğu bölgelerde hayatta kalabiliyorlar. Kemaliye’nin sarp coğrafyasında karşımıza çıkan bu canlı, aslında bize bölgedeki yaşam alanlarının hala ‘direndiğini’ fısıldıyor. İnsan elinin değdiği her yerin betonlaştığı bir çağda, bu semenderin hala orada olması, doğanın bize sunduğu son şanslardan biridir. Kayıt altına alınan o görüntüler, sadece bir hayvanın fiziksel varlığını değil, bizim ona ne kadar muhtaç olduğumuzu kanıtlıyor.
Siyah ve Sarının İronisi: Benekli Semenderin Mesajı
Siyah gövdesi üzerindeki parlak sarı benekleriyle dikkat çeken bu canlı, biyolojik açıdan ‘Salamandra infraimmaculata’ olarak biliniyor. Genellikle gececil olan ve nemli bölgeleri seven bu türün gün ışığında veya insanların yoğun olduğu alanlarda görülmesi, ekosistemdeki daralmanın bir işareti olabilir mi? Uzmanlar, bu canlıların habitat kaybı nedeniyle her geçen gün daha küçük alanlara hapsolduğunu belirtiyor. Kemaliye’de çekilen o videoda semenderin ağır hareketleri, adeta milyonlarca yıllık evrimin, hızlı ve yıkıcı modern hayata karşı verdiği sessiz bir protesto gibidir.
Vatandaşların bu canlıyı fark edip ona zarar vermeden sadece görüntülemesi takdir edilecek bir davranış gibi sunulsa da, asıl soru şudur: Bir canlının ‘koruma altında’ olması için illaki yok oluşun eşiğine mi gelmesi gerekiyor? Benekli semender, Anadolu’nun kadim biyolojik çeşitliliğinin bir parçasıdır. Onu korumak için sadece kanunlar yetmez; insanın doğaya bakış açısını, onu tüketilecek bir nesne değil, parçası olunan bir bütün olarak görmesi gerekir.
Kameraya Yansıyan Sadece Bir Hayvan Değil
Doğa fotoğrafçılığı çoğu zaman bir avcılık içgüdüsünün dijitalleşmiş halidir. ‘Nadir olanı bulmak ve hapsetmek’ arzusu, bizi o canlının yaşam alanına daha fazla müdahale etmeye itiyor. Kemaliye’deki bu karşılaşma, yerel halkın ve doğaseverlerin çevre bilinci konusunda bir sınavı niteliğindedir. Bu semenderlerin bulunduğu bölgelerdeki su kaynaklarının korunması, tarımsal ilaçlamanın kontrol altına alınması ve en önemlisi de ‘sessizliğin’ muhafaza edilmesi gerekiyor.
Erzincan’ın bu eşsiz coğrafyası, sadece insanların değil, bu sessiz misafirlerin de evidir. Bugün bir cep telefonu kamerasına sığan o küçük benekli canlı, yarın ekosistem zincirinin kopan bir halkası olduğunda, bunun bedelini yine bizler ödeyeceğiz. Doğayı korumak, onu uzaktan seyredip kayda almakla değil, onunla aramızdaki o görünmez ama hayati bağı koparmamakla başlar. Kemaliye’deki semender, bizlere hala burada olduğunu gösterdi; şimdi sıra bizde: Biz bu dünyanın neresindeyiz?






