Kastamonu’nun huzurlu sokaklarında yankılanan bu üzücü olay, eğitim camiasında ve aileler arasında derin bir endişeye yol açtı. 28 Şubat 2025 tarihinde, Safizer Mehmet Karaman Kızılay Anaokulu çatısı altında yaşananlar, bir çocuğun güvenli limanı olması gereken okulun nasıl bir travma merkezine dönüştüğünü gözler önüne serdi. Küçük yaştaki T.A.Ç.’nin ailesine anlattığı dehşet dolu anlar, başlangıçta bir iddiadan ibaret olsa da, hukuk mücadelesiyle gerçekler bir bir gün yüzüne çıktı. Sokaktaki vatandaşın en büyük korkusu olan ’emanet edilen canın zarar görmesi’ durumu, bu davada tüm çıplaklığıyla tartışıldı.
Kamera Kayıtları Dehşeti Belgeledi
Olayın hemen ardından okul yönetiminden güvenlik kamerası görüntülerini talep eden ancak bu talebi karşılanmayan aile, pes etmeyerek Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Soruşturma derinleştikçe, öğretmen S.T.’nin savunmalarının aksine görüntüler bambaşka bir hikaye anlatıyordu. Mahkeme dosyasına giren kayıtlarda, öğretmenin küçük çocuğu zorla sürüklediği, yerde yatan çocuğa tekme attığı ve parmak sallayarak ‘Bittin sen’ diyerek tehditler savurduğu net bir şekilde görüldü. Hatta aynı öğretmenin başka bir öğrenciyi daha hırpaladığı anlar, adli makamların incelediği tutanaklara girdi. Bu durum, eğitim kurumlarındaki denetim mekanizmalarının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Adli Süreç ve Hukuki Karşılık
Türkiye’de çocuklara yönelik şiddet vakalarında adli süreç, şikayetin ardından alınan darp raporu ve adli tıp incelemeleriyle titizlikle yürütülür. Kastamonu 5’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada da benzer bir yol izlendi. Sanık öğretmen S.T., mahkemedeki savunmasında ‘ayağım çarpma sonucu kendisine geldi’ diyerek suçlamaları reddetse de, kamera kayıtları ve tanık beyanları basit yaralama ve tehdit suçlarının işlendiğini kanıtladı. Mahkeme, sanığa toplamda 20 bin 500 TL adli para cezası verdi ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verdi. Bu hukuki terim, sanığın belirli bir süre boyunca suç işlemediği takdirde bu cezanın hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelmektedir.
Kastamonu gibi kültürel dokusu güçlü ve sakin bir Karadeniz şehrinde yaşanan bu olay, bölge halkı üzerinde büyük bir infial yarattı. Uzmanlar, bu tür vakaların önüne geçilebilmesi için okul öncesi eğitim kurumlarında çalışan personelin düzenli psikolojik taramalardan geçirilmesi ve güvenlik kameralarının ailelerin denetimine şeffaf şekilde açık olması gerektiğini vurguluyor. Çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal sağlığını korumak, sadece hukuk sisteminin değil, tüm toplumun ve eğitim camiasının asli görevidir.






