Doğanın Sabrı, İnsanın Hevesi
Kapadokya… Adı bile zihinlerde büyülü bir atmosfer canlandırır. Peri masallarından fırlamışçasına yükselen bu eşsiz coğrafya, yüzyıllardır medeniyetlere ev sahipliği yapmış, doğanın ve tarihin en özel buluşma noktalarından biri olagelmiştir. Özellikle Kapadokya’nın giriş kapısı olarak anılan Yeşilhisar ilçesi, her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti Soğanlı Vadisi başta olmak üzere sayısız doğal güzelliğiyle kucaklar. Ancak bu eşsiz mirasın derinliklerinde, insanın en ilkel ve belki de en anlamsız dürtülerinden biri, çirkin bir iz bırakıyor: Tahrip etme arzusu. Kayseri-Niğde kara yolu üzerindeki Araplı yokuşu mevkisinde, sayıları 40’ı bulan peribacası benzeri oluşumların üzerine sprey boyalarla atılan imzalar, sadece birer graffiti değil, aynı zamanda kolektif vicdanımızda açılan derin yaralardır.
Sadece Birer Yazı mı, Yoksa Derin Bir Çığlık mı?
Bu anlamsız eylemlerin ardında yatan sebep ne? Geçiciliğin içinde kalıcılık arayışı mı? “Ben de buradaydım” demenin ilkel bir dışavurumu mu? Yoksa bir isyanın sessiz çığlığı mı? Araplı Mahallesi Muhtarı Ahmet Sal’ın da dile getirdiği gibi, sürücüler ve yolcular burada durup özçekimler yaparken, bazıları ellerine boyayı alıp kayalara isimler, hatta uygunsuz sözler yazıyor. Bu sadece estetik bir tahribat değil; aynı zamanda, doğaya ve insanlığın ortak mirasına karşı gösterilen derin bir saygısızlık. Oysa kalplerde yer etme sanatı, taşlara isim yazmaktan çok daha derin, çok daha kalıcı bir anlam taşır. Bu leke, sadece kayalarda mı kalıyor? Yoksa Kapadokya’nın kadim ruhuna da bulaşıyor mu?
Yenilenen Tahribat: Bir Döngünün Kurbanı mı Oluyoruz?
Ne yazık ki, bu tahribat yeni bir durum değil. Muhtar Sal’ın ve bölge halkından Hamza Bulut’un açıklamaları, durumun vahametini gözler önüne seriyor. Bölgedeki peribacası benzeri oluşumlar, 2021 yılında Valilik, turizm müdürlüğü, kaymakamlık ve belediye başkanlığının çabalarıyla mikro kumlama yöntemiyle temizlenmişti. Ancak, aradan geçen kısa sürede, aynı sorumsuz eller tarafından yeniden tahrip edildiler. Bu durum, sadece maddi bir kayıp değil, aynı zamanda toplum olarak nereye evrildiğimize dair endişe verici bir işarettir. Yetkililerin gösterdiği çaba, insan bilinci karşısında defalarca çaresiz kalıyorsa, sorunun kaynağı nerede aranmalıdır?
Bilincin Ötesindeki Gerçek: Koruma Kimin Sorumluluğunda?
Bölge, doğu ile batıyı birleştiren ana bir yol üzerinde bulunuyor. Gelen geçen insan sayısı oldukça fazla. Muhtar Sal’ın dediği gibi, “buraya 24 saat nöbetçi dikilemez.” Bu tespit, aslında tüm meselenin özünü açıklıyor. Koruma bilinci, sadece devletin ya da kurumların görevi değil, her bir bireyin kendi içinde taşıması gereken bir sorumluluktur. Doğanın bize sunduğu bu paha biçilmez mirası korumak, sadece yasalara değil, her şeyden önce insanlık onurumuza borçluyuz. Bu tür zararların, bölge turizmine ve dolayısıyla yerel ekonomiye verdiği zarar bir yana, “her taraf yazılmış, çizilmiş” diyen turistlerin gözündeki itibar kaybı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hepimizi rahatsız etmelidir. Kaymakamlık ve belediye gibi kurumlar önlem almaya çalışsa da, asıl çözüm, o sprey kutusunu eline alan her bireyin kendi vicdan bekçisi olmasıyla, yani toplumsal bir bilinçlenme ve duyarlılıkla mümkün olacaktır. Yoksa bu döngü, Kapadokya’nın kadim güzelliği sonsuza dek yara alana kadar devam mı edecek?






