Havada Güvenlik Neden Hayati?
Dünya üzerindeki çatışmaların şekli değiştikçe, savunma sanayindeki her gelişme doğrudan cebimize ve can güvenliğimize dokunuyor. İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen SAHA EXPO’da sergilenen teknolojiler, sadece birer mühendislik harikası değil, aynı zamanda Türkiye’nin dışa bağımlılığını bitirecek hamleler olarak öne çıkıyor. Özellikle son dönemde Ukrayna ve İran hattında yaşananlar, hava savunma sistemlerinin ‘olsa da olur’ değil, ‘olmazsa olmaz’ bir zorunluluk olduğunu hepimize kanıtladı. Bu noktada atılan adımları yakından takip etmek, siber ve fiziksel güvenliğimiz için büyük bir gereklilik halini aldı.
20 Yıllık Gecikme ve Çelik Kubbe İhtiyacı
Savunma sanayiinde bazı projeler vardır ki, gecikmesi uykularımızı kaďırır. Yeni nesil fırkateyn projesi de bunlardan biri. Siyasi kanattan gelen açıklamalar da Türkiye’nin bu konuda yaklaşık 20 yıllık bir gecikme yaşadığını doğruluyor. İşin aslına bakarsanız; bugün tam kapasite çalışan bir fırkateyniniz ve ‘Çelik Kubbe’ olarak adlandırılan entegre bir hava savunma sisteminiz varsa, sınırlarınızdaki füzeler karşısında NATO ya da Amerika’nın ne yapacağını beklemezsiniz. Kendi güvenliğinizi kendi teknolojinizle sağladığınızda, gerçek anlamda bağımsız bir strateji yürütebilirsiniz.
KAAN’ın Motoru Üzerindeki Spekülasyonlara Dikkat
Sosyal medyada ve bazı mecralarda KAAN savaş uçağının motorunun dışarıdan gelmesi üzerinden yapılan eleştiriler, iüin teknik boyutunu bilenler için pek bir şey ifade etmiyor. Dünyadaki hiçbir karmaşık savunma sistemi, ilk günden itibaren yüzde yüz yerli parçalarla üretilmez. Önemli olan o uçağın tasarımının, yazılımının ve stealth (görünmezlik) özelliklerinin bize ait olmasıdır. 2030 yılına kadar yerli motorun entegre edilmesi hedefleniyor. Bu süreçte uçağın uçabilir durumda olması ve radar sistemlerine karşı mühimmatını içinde taşıyarak görünmezliğini koruması asıl başarıdır. Kimsenin bu gelişmeleri küçümsemesine izin vermemek gerekiyor.
Geçmişten Geleceğe Teknoloji Mirası
Meseleyi sadece bugünün başarısı olarak görmek, tarihi ıskalamak olur. 1973 yılında atılan TUSAŞ temelleri, bugün KAAN, Akıncı ve TB3 olarak karşımıza çıkıyor. Savunma teknolojilerinde siyaset üstü bir duruş sergilemek, genç mühendislerin motivasyonu için kritik önemde. İTÜ’lü öğrencilerin geliştirdiği Mars ve Ay araçları, bize geleceğin savunma sanayiinin sadece dünyada değil, uzayda da şekilleneceğini gösteriyor. Gençlerin bu projelerine verilecek her türlü destek, Türkiye’nin teknoloji liginde üst sıralara tırmanmasını sağlayacaktır. Vatandaş olarak bu gelişmeleri yakından izlemeli ve teknolojik bağımsızlık yolundaki her adıma sahip çıkmalıyız.





