Dosya Rafından İnen Sessiz Çığlık
Takvimler 18 Ekim 2025’i gösterdiğinde, Afyonkarahisar’ın Çay ilçesine bağlı Yeşilyurt köyünden yükselen silah sesi, sıradan bir trajedi gibi kayıtlara geçmişti. 26 yaşındaki Alev Karagöz, kanlar içinde hastaneye kaldırıldığında yaşam savaşını kaybetmiş ve hazırlanan ilk raporlarda bu vaka bir ‘intihar’ olarak mühürlenmişti. Ancak sistemin soğuk yüzü bazen yanılabilir; işte tam burada devreye giren jandarma dedektifleri, kağıt üzerinde kusursuz görünen bu hikayeyi kökünden sarsacak detaylara ulaştı.
JASAT’ın Titiz Takibi Senaryoyu Bozdu
Afyonkarahisar İl Jandarma Komutanlığı bünyesinde görev yapan Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT), genç bir kadının hayatına son verme ihtimali üzerine odaklanmak yerine, olayın ardındaki ‘insan’ faktörünü sorgulamaya başladı. Bir vaka intihar olarak rafa kaldırıldığında genellikle unutulur, ancak JASAT ekipleri teknik ve fiziki takibi bırakmadı. Aylar süren incelemeler, dijital ayak izleri ve çelişkili ifadeler, Alev Karagöz’ün ölümünün aslında planlanmış bir son olduğunu fısıldıyordu. Görünen o ki, birileri adaleti kendi kurguladıkları tiyatro ile kandırabileceklerini sanmıştı.
Kusursuz Cinayet Yoktur: Eski Eş Tutuklandı
Soruşturma derinleştikçe, o gün olay yerinde olduğu iddia edilen isimler mercek altına alındı. Elde edilen yeni ve güçlü deliller ışığında operasyon için düğmeye basıldı. Gözaltına alınanlar arasında Alev Karagöz’ün eski kocası G.K. ve ona yardım ettiği düşünülen O.K. ile bir şüpheli daha vardı. Sorgu odasında dökülen ifadeler ve somut kanıtlar, ‘intihar’ maskesinin ardındaki vahşeti ortaya çıkardı. Eski eş G.K., çıkarıldığı mahkeme tarafından ‘kasten öldürme’ suçlamasıyla tutuklanarak demir parmaklıklar ardına gönderildi. Cinayetin ardından delilleri karartmakla suçlanan O.K. ise Bolvadin Kapalı Cezaevi’nin yolunu tuttu.
Toplumsal Adalet ve Sistemin Kapalı Kapıları
Bu olay, kadın cinayetlerinin nasıl ustalıkla ‘intihar’ süsü verilerek kapatılmaya çalışıldığının acı bir örneği olarak hafızalara kazındı. Eğer jandarma ekiplerinin şüpheci yaklaşımı ve titiz araştırması olmasaydı, 26 yaşındaki bir kadının katili, bugün özgürce aramızda dolaşmaya devam edecekti. Adalet mekanizması ağır işlese de, gerçeğin er ya da geç gün yüzüne çıkma gibi bir huyu olduğunu bu dava bir kez daha kanıtladı. Şimdi gözler mahkeme sürecine çevrilmişken, toplumun tek beklenti var: Faillerin hak ettikleri en ağır cezayı alması ve hiçbir karanlık noktanın kalmaması.






