Silivri Koridorlarında Yankılanan Vicdan Muhasebesi
Silivri’nin o kendine has, ağır atmosferi bugün sadece hukuki savunmalara değil, vicdanları sızlatan insani bir drama da ev sahipliği yaptı. İstanbul 40’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugünkü oturumu, siyasi tartışmaların gölgesinde kalmış bir gencin isyanıyla sarsıldı. Görevden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve birçok ilçe belediye başkanının sanık sandalyesinde oturduğu davada, tüm gözler İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in oğlu Mustafa Keleş’in üzerindeydi. Henüz 24 yaşında olan ve 11 aydır tutuklu bulunan genç mühendisin sözleri, mahkeme salonunda buz gibi bir hava estirdi.
“Fatih Keleş’in Oğlu Olmak Suç Değil”
Hakkındaki rüşvet iddialarına karşı savunma yapmak için ayağa kalkan Mustafa Keleş, davanın neden bu noktaya geldiğini aslında tek bir cümleyle özetledi: “Babamı baskı altına almak için tutuklanacağımı hiç düşünmemiştim.” İnşaat mühendisi olarak yeni mezun olduğu dönemde, Kuzey İstanbul Gayrimenkul şirketinde sıradan bir satın alma personeli olarak işe başlayan Keleş, dosyadaki iddiaların hayatın olağan akışıyla örtüşmediğini dile getirdi. Henüz mesleğinin ilk aylarında olan bir gencin, dev bir şirketin sahibini denetleme gücünün olamayacağını vurgulayan Keleş, dökülen gözyaşları arasında 11 aydır süren mağduriyetini anlattı. Annesinin ve kız kardeşinin her duruşmaya gelip gözyaşı dökmesinin üzerindeki yükü taşıyamadığını söyleyen Keleş, adaletin gecikmesinden duyduğu sancıyı tüm salona hissettirdi.
Siyasi Duruşmadan İnsani Çığlığa: İmamoğlu’nun Gözyaşları
Duruşmanın en can alıcı anı ise Ekrem İmamoğlu’nun çapraz sorgu sırasında söz almasıyla yaşandı. Karşısındaki genci izlerken duygularına hakim olamayan İmamoğlu, siyasetçi kimliğinin ötesinde, bir baba refleksiyle hareket etti. Gözyaşları içinde Mustafa Keleş’e dönen İmamoğlu, “Sevgili Mustafa, değerli oğlum. Bu olaylar yaşanmasaydı muhtemelen sana sadece okulunu soracaktım” diyerek aralarındaki tek diyaloğun bayramlaşmalardan ibaret olduğunu hatırlattı. İmamoğlu’nun konuşması, sadece bir savunma değil, aynı zamanda yargı sistemindeki usul hatalarına yönelik sert bir eleştiriye dönüştü. “Allah hiçbir babaya, anneye böyle bir evlat işkencesi yaşatmasın” diyen İmamoğlu, Türk yargısı ve devlet adına genç sanıktan özür dileyerek mahkeme tarihine geçecek bir hamle yaptı.
Adalet Beklentisi ve Sistemin Açmazları
Davanın arka planına bakıldığında, rüşvet ve yolsuzluk iddialarının odağında aslında çok daha geniş bir siyasi çekişmenin yattığı görülüyor. Ancak Mustafa Keleş örneğinde olduğu gibi, davanın yan kolları gençlerin hayatlarından aylar çalmaya devam ediyor. 11 aydır delil olmaksızın sadece “isim benzerliği” ve “aile bağı” üzerinden yürütülen bu süreç, kamuoyunda da ciddi soru işaretleri yaratıyor. Bir satın alma personelinin, hiyerarşik olarak kendisinden kat kat üstün olan isimleri denetlemediği için suçlanması, dosyanın teknik boşluklarını gün yüzüne çıkarıyor. Silivri’deki bu son duruşma, adaletin sadece kanun maddelerinden ibaret olmadığını, aynı zamanda insan onurunu ve vicdanı da koruması gerektiğini bir kez daha hatırlatmış oldu.






