MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9745 ▲ %0,02
EURO 53,6043 ▲ %0,45
ALTIN 6.604,68 ▲ %0,77

İlkokul Mezunu, Geliri 1 Milyon! Silivri’de Kartlar Karışıyor

Silivri’de 28 Günlük Maratonun Anatomisi

Adalet mekanizması ağır işler ama Silivri’nin o devasa duruşma salonunda bugün söylenenler, hukukun teknik sınırlarını aşıp toplumsal bir sorgulamaya dönüştü. İstanbul 40’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde, aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 414 sanıklı dev davanın 28’inci gününde kürsüye çıkan bir isim, davanın tüm seyrini değiştirecek cinsten ifadeler kullandı. Bu sadece bir ceza davası değil; Türkiye’nin yerel yönetimler, ihale çarkları ve siyaset-sermaye ilişkisindeki karanlık noktaların yüzeye çıktığı bir hesaplaşma alanıdır. 400’den fazla insanın aynı dosyada sanık sandalyesine oturduğu bir tablodan, basit bir ‘prosedür hatası’ çıkmasını bekleyenler yanılıyor. Ortada ya devasa bir organizasyon var ya da temelleri sarsılan bir iddia makamı.

Milyonluk Gelir ve İtirafın Gölgesindeki Gerçekler

Kürsüye jandarma eşliğinde getirilen Adem Soytekin’in kimlik tespiti sırasında verdiği cevaplar, duruşma salonunda buz gibi bir hava estirdi. İlkokul mezunu olduğunu beyan eden birinin aylık gelirinin 1 milyon TL olduğunu söylemesi, sokaktaki vatandaşın ekonomik buhranla boğuştuğu bu dönemde tokat gibi çarpan bir gerçekliktir. Soytekin, ‘etkin pişmanlık’ hükümlerinden yararlanma isteğini savunurken, kendisine ‘iftiracı’ diyenlere de kapıyı sert kapattı. Kimsenin baskısı altında kalmadığını, önüne konan metinleri imzalamadığını iddia eden sanık, aslında hukuk tarihimizde sıkça gördüğümüz bir yol ayrımına işaret ediyor: Gemiyi kurtaran kaptan mı, yoksa yükü boşaltan tayfa mı? Soytekin, suç işlemediğini kanıtlamak için bu yolu seçtiğini söylese de kamuoyunun zihnindeki ‘Bu çark nasıl döndü?’ sorusunu cevapsız bırakıyor.

Beylikdüzü Geçmişi: Husumet mi, Suç Ortaklığı mı?

Davanın en kritik virajı ise Soytekin’in Ekrem İmamoğlu ile olan geçmişine dair verdiği bilgilerde gizli. Sanık, aleyhinde ifade veren müteahhitlerin belediyedeki işlerini kendisinin çözdüğünü iddia ettiklerini belirterek, bu durumdan İmamoğlu’nun haberinin olmadığını öne sürdü. Daha da çarpıcı olanı, İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde bizzat belediye tarafından kendisine açılan bir dava sonucu mahkûm edildiğini hatırlatmasıydı. Bu detay, davanın ‘örgüt yöneticiliği’ suçlaması eksenindeki mantık silsilesini zorluyor. Eğer bir belediye başkanı, sözde örgüt üyesi olduğu iddia edilen birine dava açıp mahkûm ettiriyorsa, aradaki hiyerarşik bağın nasıl kurulduğu hukuki bir bilmeceye dönüşüyor. Bu noktada akıllara gelen soru net: Husumet mi gizleniyor, yoksa kusursuz bir kurgu mu inşa ediliyor?

Yargının Siyasi Fay Hattındaki Yankıları

Bu dava, 414 kişinin şahsi meselesi olmaktan çoktan çıktı. Özellikle İstanbul gibi bir megakentin yönetim kademesini ve bu kademeyle iş yapan sermaye gruplarını kapsaması, dosyayı bir Türkiye panoramasına dönüştürüyor. Müteahhitlerin ‘işimizi belediyede çözüyordu’ dediği bir ismin, aynı belediye tarafından cezalandırılmış olması, savunmanın elindeki en güçlü kozlardan biri haline gelebilir. Ancak 1 milyon TL’lik aylık gelirin kaynağı ve ‘etkin pişmanlık’ maskesi altındaki itirafların kime, ne kadar dokunacağı henüz belirsizliğini koruyor. Silivri’nin soğuk koridorlarında yankılanan bu ifadeler, önümüzdeki günlerde yerel siyasetin dengelerini değiştirecek kadar güçlü. Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır; ancak bu davada gerçeklerin hangi bedellerle ödeneceği hala muamma.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir