Tarihçinin Adalet Arayışı: Bir Babanın, Bir Hüküm Hocasının Sesi
Ülkemizin müstesna entelektüellerinden Prof. Dr. İlber Ortaylı, son dönemde yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen toplumsal olaylara karşı gösterdiği duyarlılıkla dikkat çekmeye devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Ekim ayında gerçekleşen, kamuoyunda geniş yankı uyandıran Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti davasına katılımı, Ortaylı’nın sadece bir tarihçi değil, aynı zamanda vicdan sahibi bir vatandaş kimliğini de gözler önüne serdi. Tekerlekli sandalyeyle mahkeme salonuna gelen Ortaylı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Mahkeme günü yorgun olmama ve ardından da hepinizin bildiği gibi hastanelik olmama rağmen bu davayı izledim” ifadelerini kullanarak, olayın kişisel sağlığı üzerindeki etkisine rağmen adalet arayışındaki kararlılığını vurgulamıştı. Bu katılım, genç yaşta hayatını kaybeden Mattia Ahmet Minguzzi’nin ailesine verilen somut bir destekten çok daha fazlasını ifade etmekteydi; zira Ortaylı’nın açıklamaları, toplumsal bir yaranın altını çizen, geleceğe yönelik kaygıları dile getiren derinlikli bir çağrı niteliği taşıyordu.
Minguzzi Davasında Gözlemler ve Hukuka Yönelik Eleştiriler
İlber Ortaylı, mahkeme salonunda edindiği izlenimleri ve davaya dair düşüncelerini 12 Ekim 2025 tarihli Hürriyet gazetesindeki köşe yazısında kaleme alarak kamuoyuna aktardı. Yazısında, sanıkların sergilediği “suçlu ve küstah tavrın” yanı sıra, avukatların tutumuna ve Baro’nun yayımladığı bildirinin içeriğine yönelik ciddi eleştiriler getirdi. Ortaylı, hukukun üstünlüğü ilkesinin, tarafsız ve bağımsız bir yargı sisteminin temelini oluşturduğuna inanmaktadır. Bu bağlamda, Baro’nun tek bir tarafın sözcüsü gibi algılanmasının, adaletin tecellisi önünde ciddi bir engel teşkil edebileceğini dile getirdi. Kamu vicdanını derinden yaralayan bir olayda, yasal temsilcilerin ve meslek kuruluşlarının tavırlarının, halkın adalete olan inancını doğrudan etkilediğine işaret etti. Ortaylı, “Neye, kime güvendikleri belli değil” sözleriyle, davadaki tutumları sorgularken, aynı zamanda toplumda hala adalet isteyen, iyi ve vicdanlı bir kitlenin varlığına da dikkat çekerek bir umut ışığı aradı. Bu açıklamalar, sadece Minguzzi davasına özgü bir yorum olmaktan öte, Türkiye’deki hukuk sisteminin ve adaletin işleyişine dair genel bir düşünce zemini sunuyordu.
Kişisel Sıkıntılar ve Toplumsal Mesajların Gücü
Yaşadığı rahatsızlıklar ve kişisel zorluklarla dolu bir yılı geride bırakan İlber Ortaylı, yeni yıl mesajında bitkin görünse de, yine de topluma umut ve sağduyu aşılamayı ihmal etmedi. Sosyal medya üzerinden paylaştığı videoda, yazma hayatına bir müddet ara verdiğini ancak hayata karşı direncini kaybetmediğini belirtti. Ortaylı’nın vurguladığı üzere, hayatı sırf ekonomik kaygılarla zehretmemek, küçük zevklerle dahi olsa yaşamı yeniden düzenlemek her bireyin kendi elindedir. Bu bilgece tavır, kişisel zorluklara rağmen Ortaylı’nın toplumsal meselelere olan ilgisini ve halkı bilgilendirme misyonunu sürdürdüğünün bir göstergesidir. Bir kamu figürü olarak, kendi sıkıntılarına rağmen adalet arayışında bir baba ve vatandaş olarak duruş sergilemesi, benzer acılar yaşayan vatandaşlara hem moral hem de mücadele azmi vermektedir. Onun gibi kanaat önderlerinin bu tür davalara dahil olması, adaletin sadece mahkeme salonlarında değil, aynı zamanda kamuoyunun vicdanında da aranması gerektiğini hatırlatmaktadır. Ortaylı’nın bu kararlı tutumu, kamuoyunu bilgilendirmenin ve bireysel vicdanları harekete geçirmenin önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir.






