MENÜ
11 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 46,1570 ▲ %0,06
EURO 53,3042 ▲ %0,05
ALTIN 6.044,91 ▲ %0,10

İlber Ortaylı: Adalet Peşinde Bir Bilgenin En Zarif Direnişi

Bir Bilge Kalbin Adalet Nöbeti

Tarihin derinliklerinden süzülüp gelen, her sözüyle zihinlere nakış işleyen bir bilge olan Prof. Dr. İlber Ortaylı, son dönemde kalabalıkların huzurunda sadece bir tarihçi olarak değil, aynı zamanda vicdanın ve adaletin sesi olarak belirginleşti. Geçtiğimiz yılın ekim ayında, genç bir hayatın acımasızca son bulduğu Mattia Ahmet Minguzzi davasının duruşma salonunda tekerlekli sandalyesiyle boy gösterişi, sıradan bir katılımdan çok öte, bir manifestoydu. Yorgun bedenine rağmen, o salonda bulunması, ardından gelen hastane günlerine dahi aldırmayarak adaletin tecelli etmesi için gösterdiği azim, bir entelektüelin toplumsal sorumluluğuna dair çarpıcı bir ders niteliğindeydi. Ortaylı, bu asil duruşunu sosyal medya hesabından “Mahkeme günü yorgun olmama ve ardından da hepinizin bildiği gibi hastanelik olmama rağmen bu davayı izledim” sözleriyle pekiştirmiş, duruşmaları takip etmeye devam edeceğini beyan etmişti. Bu, sadece bir şahitlik değil, aynı zamanda bir vicdan isyanıydı.

Toplumsal Yaralara Merhem Oluş

Peki, bu denli yoğun bir tempoda ve sağlık sorunlarıyla boğuşurken, Ortaylı’yı o mahkeme salonuna çeken neydi? Kendi ifadesiyle, “bir baba, bir üniversite hocası, bir vatandaş olarak” orada bulunması, acılı ailenin yanında olduğunu hissettirme arzusu ve “yarın başka bir evladımız yaşamasın diye” duyduğu derin endişeydi. Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti, Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı ve kamu vicdanını derinden sarsan trajik olaylardan biri olmuştu. Genç bir bireyin hayatının ansızın koparılması, toplumda adalet arayışını ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için duyulan talebi yoğunlaştırmıştı. İşte bu kritik eşikte, Ortaylı gibi kanaat önderlerinin duruşu, mağdur aileler için bir umut ışığı, adalete olan inanç için bir dayanak noktası işlevi görüyordu. Onun seslenişi, sadece bir ferdin değil, topyekûn bir toplumun, iyiye ve doğruya olan inancını tazeleyen, dayanışma ruhunu körükleyen bir yankı bulmuştu.

Adalet Sistemine Yönelik Sanatsal Bir Eleştiri

Ortaylı’nın bu davadaki rolü, sadece fiziki varlığıyla sınırlı kalmadı. Geçtiğimiz yılın ekim ayında yayımlanan köşe yazısında, davanın seyrine ve özellikle bazı avukatların tavırlarına, ayrıca baro tarafından yayımlanan bildiriye yönelik keskin eleştirilerini dile getirdi. O’nun gözlemleri, sadece hukuki bir süreci değil, aynı zamanda toplumun adalet arayışındaki incelikleri ve engelleri de gözler önüne seriyordu. “Karşımızda hem suçlu hem de küstah bir tavırla davranan bir topluluk vardı. Neye, kime güvendikleri belli değil” ifadeleri, Ortaylı’nın sadece davanın öznesine değil, aynı zamanda hukukun temsilcilerinin duruşuna yönelik derin bir hayal kırıklığını yansıtıyordu. Bir entelektüel olarak, adaletin sadece yasal metinlerde kalmayıp, mahkeme salonlarında ve kurumların duruşlarında da bir ‘sanat’ gibi icra edilmesi gerektiğini düşünen Ortaylı, baro bildirisini “tarafgir bir grubun imalı mesajı” olarak niteleyerek, bunun ardındaki anlamın açıklanması gerektiğinin altını çiziyordu. Bu, sadece bir hukuki eleştiri değil, aynı zamanda bir toplumun vicdanı ile kurumları arasındaki estetik ve etik uçuruma işaret eden incelikli bir feryattı.

Hayata ve Sağlığa Dair Bir Filozofun Mesajı

Yoğun bir yılın ardından, Ortaylı’nın yeni yıl mesajı ise hem kişisel bir muhasebe hem de hayat felsefesi üzerine derin bir düşünce sunuyordu. Bitkin haliyle kameralara yansıyan görüntüsünde, sağlık sorunlarıyla dolu bir yıl geçirdiğini, ancak “daha iyiye” gittiğini dile getirmesi, bir bilgenin dahi ne denli insan ve kırılgan olabileceğinin dokunaklı bir göstergesiydi. O, sadece geçmişi değil, geleceği de düşünen bir vizyoner olarak, “gezmeden görmeden nasıl yazılabilir” sorusunu sorarken, yazı hayatına bir süreliğine ara verdiğini belirtiyordu. Ancak asıl vurucu olan, ekonomik sıkıntılar içinde boğuşan topluma yönelik mesajıydı: “Hayatımızı ekonominin arz ve talep eğrisine göre tayin etmemeliyiz, arz ve talep eğrisi bize göre tayin etmeli.” Bu sözler, materyalist kaygıların ötesinde, hayatın küçük zevklerle yeniden şekillendirilebileceği, ruhun zenginliğinin maddi koşulların üzerinde olduğu felsefesini özetliyordu. Ortaylı’nın bu mesajı, bir sanat eleştirmeni edasıyla, hayatı salt ekonomik göstergelerle indirgeme hatasına düşmemenin, aksine, insan ruhunun derinliklerinde saklı estetik ve manevi değerlere yönelmenin önemini hatırlatan, zamansız bir başyapıt niteliğindeydi.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir