Ankara Kulislerinden Yansıyanlar: İstanbul Siyasetinin Kara Bulutları
Ankara’daki siyaset kazanının kaynadığı bugünlerde, gözler bir kez daha İstanbul’a, Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen ve Türkiye siyasetini derinden etkileyecek potansiyele sahip ‘Yolsuzluk’ soruşturmasına çevrilmiş durumda. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldığı ve tutuklandığı yönündeki ifadelerle hazırlanan bu devasa iddianame, muhalefetin en güçlü figürlerinden birine yöneltilen suçlamaların ve sürecin ne denli kritik olduğunu açıkça gösteriyor. Siyaset sahnesinde uzun süredir devam eden gerilimin bir başka halkası olarak görülen bu dava, yargı koridorlarından öte, şehir yönetimi ve demokrasi tartışmalarına da yeni bir boyut kazandırıyor.
İstanbul gibi metropol bir kentin idari ve mali yapısını hedef alan iddialar, her yönüyle kamuoyunun gündemini meşgul ederken, siyasi kulislerde de sürecin olası sonuçları üzerinde hummalı bir değerlendirme yapılıyor. İmamoğlu’nun 2019 yerel seçimlerindeki tarihi zaferi, ülke siyasetinde dengeleri değiştirmiş, muhalefet için yeni bir umut kaynağı olmuştu. Ancak o günden bu yana, hakkında açılan çeşitli davalar ve soruşturmalar, siyasi kariyerini gölgede bırakma potansiyeli taşıyan bir dizi engelle karşı karşıya kalmasına neden oldu. Bu son iddianame, bu engellerin belki de en büyüğü ve en kapsamlısı olarak öne çıkıyor.
3809 Sayfalık İddianame: Ağır Suçlamalar Dizisi
11 Kasım 2025 tarihinde tamamlandığı belirtilen tam 3 bin 809 sayfalık iddianame, Ekrem İmamoğlu’nun ‘Örgüt lideri’ sıfatıyla anılmasını talep ediyor. İddianamede, İmamoğlu’nun ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘Kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘Kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘Suç delillerini gizleme’, ‘Haberleşmenin engellenmesi’, ‘Kamu malına zarar verme’, ‘Rüşvet alma’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘İrtikap’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘İhaleye fesat karıştırma’, ‘Çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi usul kanununa muhalefet’, ‘Orman kanununa muhalefet’ ve ‘Maden kanununa muhalefet’ gibi birçok ağır suçu işlediği iddia ediliyor. Tam 142 farklı eylem nedeniyle İmamoğlu için istenen ceza ise dudak uçuklatıcı nitelikte: 828 yıl 2 aydan tam 2 bin 352 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor. Bu rakamlar, davanın yalnızca hukuki değil, siyasi atmosferdeki ağırlığını da açıkça ortaya koyuyor.
Silivri’deki Duruşma Maratonu: Savunmalar ve Tartışmalar
Duruşmalar Silivri’de, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde büyük bir gizlilik ve dikkatle devam ediyor. Her hafta olduğu gibi, bu hafta da tutuklu sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. Geçtiğimiz hafta Perşembe günü, arife olması sebebiyle ara verilen yargılama, bu hafta yeniden yoğun bir tempoyla başladı. İlk duruşmanın 9 Mart Pazartesi günü görülmeye başlandığı bu süreçte, bugüne kadar toplam dokuz sanık savunmasını tamamladı. Duruşmalar, Cuma günleri hariç haftanın dört günü boyunca kesintisiz ilerliyor. Bu durum, davanın hızlı bir şekilde ilerletilme arzusunu ve adaletin tecellisi için gösterilen çabayı gözler önüne seriyor.
Duruşmalarda ifade veren tutuklu sanıklardan Ağaç A.Ş Genel Müdürü Ali Sukas, hakkındaki iddiaları tümüyle reddetti. Çağlayan Tarım’a olan borçlarının 94 milyon lira değil, yaklaşık 35 milyon lira olduğunu, bunun da önemli bir kısmının fatura karşılığı olduğunu belirtti. Çalışan maaşlarına ilişkin duyumları da yalanlayan Sukas, şirketin mali işler tarafından hazırlanan borç tablolarının bulunduğunu ve ödemelerin bu tablolara göre yapıldığını ifade etti. Gizli tanık ‘Gürgen’in iddialarını da ‘yalan’ olarak nitelendiren Sukas, şirketlerinin Sayıştay ve Kamu İhale Kurumu denetimlerine tabi olduğunu, bu sebeple zarar etme lükslerinin olmadığını vurguladı. Kendi görevinin resmi ve kurumsal olduğunu, suç örgütüyle bir bağlantısının olmadığını söyleyerek tahliyesini beklediğini dile getirdi.
İmamoğlu’ndan Sert Çıkış ve Çapraz Sorgu Detayları
Duruşmanın en dikkat çekici anlarından biri, öğleden sonraki oturumda yaşandı. Tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu, iddia makamının sunduğu dosyaları ‘çöp niteliğinde’ olarak değerlendirip, bu konuda suç duyurusunda bulunulması gerektiğini söyleyerek kürsüye damgasını vurdu. Ardından Ali Sukas’a yönelttiği sorularla dikkatleri üzerine çekti. İmamoğlu, Sukas’a ‘İşe nasıl başladınız, nasıl işe alındınız?’ diye sordu. Sukas, 2019 seçimleri sonrası İBB İnsan Kaynakları tarafından aranarak davet edildiğini, ön ve Saraçhane’de olmak üzere iki görüşme sonrası işe alındığını anlattı. İmamoğlu’nun ‘Bazı çalıştığınız yöneticilerle ilgili o kişilerden İmamoğlu bunu işe sokmanı istiyor dediler mi?’ ve ‘Şu kişiler bu partiliymiş hemen kovun gibi bir direktif aldınız mı?’ gibi siyasi içerikli sorularına Sukas, kesin bir dille ‘Hayır, böyle bir şey olmadı’ yanıtını verdi. İmamoğlu’nun ‘Bunun dışında örtülü gizli buluşma toplantımız oldu mu?’ sorusuna ise Sukas, ‘Ben kendi savunmamda da açıkladım, örgüt üyesi olmayı bırakın böyle bir şey olsa hissederdim, ne bir duyum aldım ne de bir dedikodu duydum’ şeklinde karşılık verdi.
Davanın Geleceği ve Siyasi Beklentiler
Ali Sukas’ın avukatlarının beyanlarının ardından duruşma, yarın sabah saat 10.00’da devam etmek üzere ertelendi. Bu dava, yalnızca Ekrem İmamoğlu’nun değil, aynı zamanda Türkiye’deki siyasi muhalefetin ve yerel yönetimlerin geleceği üzerinde ciddi etkilere sahip. İstanbul gibi devasa bir metropolün yönetiminde yaşanan bu tür bir yargılama süreci, kamuoyu nezdinde güvenin sarsılmasına, siyasi kutuplaşmanın derinleşmesine yol açabilir. Ankara’daki siyasetin nabzını tutanlar için, bu davanın seyri, önümüzdeki seçim dönemlerinde yaşanacak gelişmeleri de şekillendirecek önemli bir gösterge niteliğinde. Gözler yarınki duruşmaya çevrilmişken, kulislerde fısıltılar yükselmeye devam ediyor: Bu davanın sonu, sadece hukuki bir karar mı olacak, yoksa Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcına mı işaret edecek?






