Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde vuku bulan ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Hocalı Katliamı’nın 34’üncü yıl dönümü münasebetiyle bir anma mesajı yayımladı. Sosyal medya platformları üzerinden paylaşılan bu anlamlı taziye, sadece bir başsağlığı değil, aynı zamanda kederde ve kıvançta ortak olan iki kardeş milletin sarsılmaz iradesini temsil etmektedir. Cumhurbaşkanı, mesajında katledilen Azerbaycanlı Türklerin acısını Türk milletinin her bir ferdinin en derinlerinde hissettiğini vurgulamıştır.
Erdoğan’ın paylaşımında şu satırlar öne çıkmıştır: “Hocalı Katliamı’nın 34’üncü yılında, katledilen Azerbaycanlı kardeşlerimizi rahmetle, hüzünle yâd ediyor, dost ve kardeş Azerbaycan halkına taziyelerimi iletiyorum. Acısını her zaman kalbimizin en derinlerinde hissedeceğimiz bu insanlık dışı katliamı asla unutmayacağız.” Bu ifadeler, devletin en üst makamından, Karabağ’da yaşananların tarihsel bir perspektifle asla unutulmayacağı ve unutturulmayacağı yönündeki kararlılığı tescillemiştir.
Hocalı’nın Coğrafi Önemi ve Trajedinin Boyutu
Karabağ coğrafyası, Kafkasya’nın en stratejik ve verimli topraklarından biri olarak bilinir. Hocalı ise bu bölgenin ulaşım yolları ve demografik yapısı açısından kilit noktası konumundaydı. 1992 yılının kış aylarında, zorlu iklim ve arazi şartları altında kuşatılan bu yerleşim birimi, sivil halkın korunmasız kaldığı bir ortamda ağır bir saldırıya maruz kalmıştır. Coğrafi olarak dağlık ve engebeli bir yapıda olan bölgede, sivil tahliyesi imkansız hale getirilmiş ve uluslararası hukuk kuralları hiçe sayılmıştır. Bölgenin demografik dokusuna yönelik bu saldırı, tarihçiler tarafından Kafkasya’nın yakın tarihindeki en büyük kırılma noktalarından biri olarak tanımlanmaktadır.
Uluslararası platformlarda bu tür hadiseler, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, bu tür insani krizlerde gerek ikili ilişkiler gerekse uluslararası yargı mercileri nezdinde her zaman adaletin tecelli etmesi için diplomatik bir köprü görevi üstlenmiştir. Adli tıp süreçlerinden hukuki soruşturmalara kadar her aşamada, Azerbaycan’ın haklı davasına teknik ve manevi destek sunulmaya devam edilmektedir. Türkiye’deki hukuk sisteminde de bu tür uluslararası suçlara karşı evrensel yargı yetkisi çerçevesinde derin bir hassasiyet gösterilmektedir.
Toplumsal Bellek ve Gelecek İçin Güvenlik Stratejileri
Bu tür acıların toplumsal hafızada canlı tutulması, benzeri olayların tekerrür etmemesi adına hayati bir önem taşımaktadır. Türkiye’de genel kabul gören güvenlik doktrini ve toplumsal farkındalık çalışmaları, bölgesel barışın korunması için güçlü bir ordu ve sarsılmaz bir diplomasi anlayışını zorunlu kılmaktadır. Karabağ’ın özgürlüğüne kavuştuğu bugünkü konjonktürde, Hocalı kurbanlarını anmak, sadece geçmişi hatırlamak değil, bölgedeki kalıcı istikrarı savunmak anlamına gelmektedir. Gelecekte benzer güvenlik zafiyetlerinin yaşanmaması için bölgesel işbirlikleri ve savunma sanayiindeki gelişmeler kritik rol oynamaktadır.
Hukuki açıdan bakıldığında, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki adli işbirliği anlaşmaları, savaş suçlarının takibi ve tespiti noktasında kapsamlı hükümler içermektedir. Toplumsal düzeyde ise eğitim müfredatlarından anma törenlerine kadar geniş bir yelpazede, Hocalı’da yaşananların gerçek mahiyeti genç nesillere aktarılmaktadır. Zira biliyoruz ki, tarihin sessiz kaldığı her haksızlık, yeni trajedilere davetiye çıkarır. Türk milleti, Azerbaycanlı kardeşlerinin acısını kendi acısı bilerek bu tarihsel sorumluluğu taşımaya ve adaletin sesi olmaya devam edecektir.






