Sokaktaki Şiddetin Görünmeyen Sahibi
Güngören’de gencecik bir hayatın, Atlas Çağlayan’ın son bulmasına neden olan o meşum ‘yan baktın’ tartışması, sadece bir ergen kavgası değil, toplumsal bir çürümenin vesikasıdır. 14 Ocak’ta işlenen bu cinayette tetiği çeken ya da bıçağı tutan el 15 yaşında bir çocuğa ait olabilir; ancak hukuk şimdi o bıçağın gerçek sahibinin peşine düştü. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan yeni iddianame, şiddetin nesiller arası aktarımını ve bir babanın bu trajedideki gölge rolünü sorguluyor.
Browning Marka Bıçağın Gizemi
Dava dosyasına giren tanık ifadeleri, kan donduran bir gerçeği işaret ediyor: 15 yaşındaki E.Ç.’nin cinayette kullandığı ve üzerinde ‘Browning’ ibaresi bulunan o kesici aletin, aslında baba Yusuf Ç.’ye ait olduğu öne sürülüyor. İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı’nın hazırladığı rapor ise bu bıçağın sıradan bir mutfak gereci değil, 6136 sayılı yasa kapsamında yasaklı silahlardan olduğunu tescilledi. Eğer bu iddia doğruysa, bir çocuk sadece öfkesini değil, babasının ‘yasaklı mirasını’ da sokağa taşımış demektir.
Cezaevinden Yapılan Savunma ve Sorumluluk
Hakkında 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istenen baba Yusuf Ç., suçlamaları reddederken ilginç bir savunma geliştiriyor. Olay tarihinde cezaevinde olduğunu belirten baba, bıçakla bir ilgisi olmadığını iddia ediyor. Ancak burada asıl mesele, bir babanın fiziken orada olup olmaması değil, evinde bulundurduğu şiddet araçlarının bir çocuğun eline nasıl geçtiğidir. Bir çocuk, babasının ’emanetine’ bu kadar kolay ulaşabiliyorsa, o evdeki otorite ve eğitim anlayışı çoktan iflas etmiş demektir.
Bir ‘Yan Bakma’ Meselesinden Daha Fazlası
Atlas Çağlayan’ın hayatına mal olan o anlık öfke, aslında sokağa taşan denetimsizliğin sonucudur. Toplum olarak sadece katil zanlısı çocukları cezalandırarak vicdanımızı rahatlatamayız. O bıçağı bir çocuğun cebine koyan kültürü, o silahı evinde bulunduran ebeveynleri ve ‘yan bakmayı’ bir savaş sebebi sayan zihniyeti masaya yatırmalıyız. Bu dava, sadece bir cinayetin yargılaması değil; ebeveynlik sorumluluğunun ve bireysel silahlanmanın yarattığı yıkımın bir aynasıdır. Hukukun bu noktada babaya yönelik açtığı dava, ‘evdeki silahtan ebeveyn sorumludur’ ilkesini hatırlatması açısından kritik bir dönemeçtir.






