Güneydoğu Boğuluyor: Kentler Sular Altında, Köyler Yok Oldu
Güneydoğu Anadolu’nun kadim toprakları, son günlerde şahit olduğu sağanaklarla değil, adeta bir afetle boğuşuyor. Bu, sadece bir hava olayı değil; yılların ihmali, plansız yapılaşmanın ve risk yönetimindeki derin boşlukların acı faturasıdır. Diyarbakır’dan Şırnak’a, Batman’dan Kızıltepe’ye, bölge baştan aşağı yıkımın pençesinde. Vatandaş çaresiz, kentler felç, devletin refleksleri ise sorgu altında.
Diyarbakır ve Kızıltepe: Kentlerin Altyapısı Neden Çöktü?
Diyarbakır’ın Kocaköy ilçesinde dereler, taşıyamadığı yükle coşarken, Şerifoğulları Mahallesi adeta sular altında kaldı. Evlerinden kaçan vatandaşlar yüksek yerlere sığınmak zorunda kalırken, yetkililerin “tedbirli olun” uyarısı, acı bir altyapı gerçeğinin üstünü örtmeye yetmiyor. Bu fiyasko, yıllardır süregelen plansız kentleşmenin, dere yataklarına yapılan yapılaşmaların ve yetersiz drenaj sistemlerinin kaçınılmaz sonucudur. Her yağışta kent merkezleri su altında kalırken, bu soruna neden kalıcı bir çözüm üretilmiyor?
Kızıltepe ise bambaşka bir çaresizlik örneği. Şehrin ana arterleri, Urfa Caddesi’nden Eski Hastane Caddesi’ne kadar, devasa birer göle dönüştü. Araçlar suyun içinde mahsur kalırken, yayalar kaldırımları terk edip refüjlerde can derdine düştü. Zemin kattaki sayısız ev ve iş yeri sular altında. Her yağmurda tekrarlayan bu kaos, belediyelerin ve planlamacıların yıllardır görmezden geldiği bir alarm çığlığıdır. Bu şehirlerin altyapısı ne zaman modern ve dayanıklı bir sisteme kavuşacak? Vatandaşın can ve mal güvenliği ne zaman öncelik olacak?
Şırnak’ın Feryadı: Toprak Kaydı, Hayatlar Sürgün
Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Bolağaç köyünde ise durum, ‘yıkım’ kelimesinin ötesinde bir felaketi anlatıyor. Günlerdir süren şiddetli yağışlar, köyün bir bölümünü adeta yutmuş. Beş ev, dört ahır ve onlarca yol, heyelanla birlikte çökmüş durumda. Jandarma, güvenlik amacıyla evleri boşaltırken, köy sakinleri gidecek yer bulamayınca anaokuluna sığınmak zorunda kalmış. Bilal Ücün’ün feryadı kulaklarda çınlıyor: “32 yıldır biz buradayız. Terör nedeniyle eski köylerimizi boşaltıp buraya geldik. Şimdi de evlerimiz çöktü. Devletimizden yardım bekliyoruz.” Bu insanlar, bir felaketten kaçarken diğerine yakalanmış, kaderleri adeta sürgün. Isınma, barınma gibi temel ihtiyaçlar bile karşılanamazken, bu mağduriyet yumağına kalıcı bir çözüm ne zaman gelecek? Yıllardır biriken bu sorunlar neden görmezden geliniyor?
Batman ve Gercüş: Her Yağmur Bir Afet Mi?
Batman kent merkezinde de durum farklı değil. Özellikle Çamlıtepe Mahallesi, her yağışta biriken sularla boğuşan sürücülerin kabusu haline gelmiş. Ana arterler ve ara sokaklar adeta nehirlere dönüşüyor, trafik felç oluyor. Yetkililer yine sadece “tedbirli olun” demekle yetiniyor, sanki sorumluluk vatandaşınmış gibi. Gercüş ise sağanakla birlikte fırtınanın hışmına uğramış. Şiddetli rüzgar, park ve bahçelerdeki ağaçları kökünden sökmüş, can kaybı olmaması mucize. Maddi hasar ise ortada. Bu şehirler, her şiddetli yağışta neden benzer felaketleri yaşıyor? Sorun sadece yağmurun şiddeti mi, yoksa yıllardır yapılmayan, eksik bırakılan yatırımlar mı? Bu basiretsizliğin bedelini kim ödeyecek?
Bölgenin Kaderi ve Acil Eylem Çağrısı
Güneydoğu Anadolu’dan gelen bu haberler, sadece yerel felaketler olarak görülemez. Bu, ülkenin genelinde altyapı yetersizliklerinin, iklim krizi etkileriyle birleştiğinde nelere yol açabileceğinin acı birer göstergesidir. Plansız büyüme, denetimsiz yapılaşma ve risk analizindeki eksiklikler, her yağmuru bir afete dönüştürüyor. Vatandaşın mağduriyeti, devletin ihmaliyle katlanıyor. Artık ‘uyarı’ değil, somut, kalıcı ve sürdürülebilir çözümler gerekiyor. Bu yıkımın gerçek sorumlusu, halkın güvenliğini sağlamakla yükümlü olanlardır. Bölge halkının feryadı, eylem çağrısıdır. Bu çağrıya kulak tıkayanlar, tarihi bir sorumluluğun altında ezilecektir!






