Yıllardır Sümeyen Karanlıkta Yeni Perde: Dijital Veriler Mercek Altında
Tunceli’de 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetiyle ilgili yürütülen soruşturma, dijital verilerin manipüle edildiği iddiasıyla sarsıcı bir boyuta ulaştı. Dosya kapsamında tutuklanan 11 şüpheliden biri olan dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Çağdaş Özdemir’in ifadeleri, hastane kayıt sistemleri üzerindeki soru işaretlerini daha da derinleştirdi. Kamuoyunun adaletin tecellisi için büyük bir dikkatle takip ettiği davada, teknik incelemeler ‘resmi belgeyi bozmak ve yok etmek’ suçlamasının odağına yerleşti.
Kayıtlar Profesyonel Bir Şekilde Mi Temizlendi?
Dava dosyasındaki en kritik noktalardan biri, Gülistan Doku’nun kaybolmadan kısa bir süre önce hastaneye giriş yaptığına dair POLNET verileri olmasına rağmen, hastane bilgi yönetim sisteminde bu kayıtlara ulaşılamaması oldu. Bilirkişi incelemeleri ve yazılım şirketinden gelen teknik raporlar, bu verilerin sıradan bir hata sonucu değil, ‘profesyonel ve kasıtlı’ bir müdahale ile silindiğini işaret ediyor. Başhekim Özdemir, savcılık ifadesinde bu işlemlerle bir ilgisinin olmadığını, yetkisinin bulunmadığını ve tüm sürecin bilgi işlem birimi ile yazılım firmasının kontrolünde olduğunu savunsa da, dijital izlerin silinmiş olması soruşturmanın seyrini değiştirecek nitelikte görünüyor.
Hukuki Süreçte Bilgi İşlem ve Yetki Tartışması
Özdemir’in ifadesinde dikkat çeken bir diğer ayrıntı, hastane içindeki hiyerarşik yapı ve yazılım firması çalışanlarının yetki sınırları oldu. Hastane kayıtlarının düzeltilmesi veya silinmesi işlemlerinin belirli protokoller çerçevesinde yapıldığını belirten Özdemir, kendisinin tıbbi ve idari görevlerine odaklandığını, bilişim sistemleri üzerinde teknik bir becerisinin bulunmadığını dile getirdi. Ancak savcılık, kaybolan bir genç kızın hastane giriş kayıtlarının neden ve kimin talimatıyla sistemden tamamen kazındığını bulmak için dijital forensik çalışmalarını derinleştiriyor. Bu durum, sağlık kurumlarındaki veri güvenliğinin ve şeffaflığının sadece idari bir mesele değil, doğrudan insan hayatını ilgilendiren hukuki bir zorunluluk olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Uluslararası Takip: Firari Şüpheli İçin Kırmızı Bülten
Gülistan Doku soruşturması sadece hastane kayıtlarıyla sınırlı kalmıyor; dosyanın bir diğer ayağında ise yurt dışına kaçtığı belirlenen Umut Altaş bulunuyor. Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın koordineli çalışmasıyla, ‘kasten öldürme’ şüphesiyle aranan Altaş hakkında Interpol nezdinde kırmızı bülten çıkarıldı. Meksika üzerinden yasa dışı yollarla Amerika Birleşik Devletleri’ne geçtiği değerlendirilen Altaş’ın yakalanması, dosyadaki karanlık noktaların aydınlatılması için hayati önem taşıyor. Genç bir kadının yaşam hakkının korunması ve gerçeğin gün yüzüne çıkarılması adına yürütülen bu geniş çaplı operasyon, dijital delillerden uluslararası iş birliğine kadar uzanan çok yönlü bir hukuk mücadelesine dönüşmüş durumda.
Vatandaşın Adalet Beklentisi ve Kurumsal Güven
Bu tür davalarda ortaya çıkan ‘veri silinmesi’ gibi iddialar, kamuoyunda kurumların şeffaflığına dair hassasiyeti artırıyor. Bir vatandaşın en temel hakkı olan güvenli yaşam ve adil yargılanma hakkı, dijital sistemlerin dokunulmazlığı ile doğrudan ilintilidir. Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeler, sadece bir kayıp vakası değil, aynı zamanda devletin kayıt sistemlerinin manipülasyona ne kadar açık olduğunun sorgulandığı bir emsal teşkil ediyor. Gelecek teknik raporlar ve mahkeme kararları, hem Gülistan’ın ailesinin yüreğine su serpecek hem de benzer vakaların yaşanmaması için sistemsel bir uyarı niteliği taşıyacaktır.






