Hukukun Gölgesinde Bir Kayıp: Ne Oldu?
Memleketin dört bir yanında olduğu gibi, Giresun’un Görele ilçesinde de adaletin terazisi bir kez daha sorgulanıyor. Ortada bir iddia var: CHP’li Belediye Başkanı Hasbi Dede hakkında ortaya atılan taciz suçlamaları. Ve bu iddiaların gölgesinde, 16 yaşındaki gencecik Elif Tuana Torun’un şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetmesi… Acılı baba Ahmet Torun, “şüpheli” dediği bu kazanın ardında yaşananları ve hukuk sürecinde karşılaştığı duvarları tek tek gözler önüne seriyor. Bu durum, sadece bir ailenin dramı değil, aynı zamanda toplumun adalet sistemine olan inancının, yani en temel ekonomik sermayemizin de yıpranış hikayesidir. Bir ülkede adalet duygusu zayıfladıkça, o ülkenin vatandaşının huzuru kaçar, işine odaklanması zorlaşır, yatırımlar ürker. Bu, kasanıza doğrudan yansımasa da, geleceğin faturasını kabartır.
Adalet Yokuşunda Taciz İddiaları ve Siyasi Ağırlık
Baba Ahmet Torun’un anlattıkları, olayın sadece adli değil, siyasi ve toplumsal boyutlarını da gözler önüne seriyor. Şikayet dilekçesini verdikten sonra kapısını çalanların, şikayetten vazgeçmeleri yönünde baskı yaptığını iddia ediyor. Hatta bu sürecin içine CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş’in bile dahil olduğunu ve kendisinden dilekçeyi geri çekmelerinin istendiğini belirtiyor. Ancak Torun ailesi, bu teklifi reddetmiş, geri adım atmayacaklarını açıkça ifade etmiş. Yetmezmiş gibi, yargılama sürecindeki ilk duruşmada sanıkların tutuksuz yargılanma kararı alması ve bu kararın adliye koridorlarında neredeyse bir beraat sevinciyle karşılanması, ailenin yarasını daha da derinleştirmiş. “Adalet, sadece bizim için bir talepken, onlar için bir zafer kutlamasına dönüştü” diyor baba Torun. Bu tür “siyasi ağırlık” ve “dosyayı kapatma” çabaları, hukukun üstünlüğü ilkesini zedelemekle kalmaz, aynı zamanda toplumda derin bir güvensizlik yaratır. Güvensizlik ise, piyasanın en büyük düşmanıdır.
Sessizlik ve Tehditler: Bir Ailenin Çığlığı
Adalet arayışındaki aileye yönelik baskılar sadece bu kadarla sınırlı kalmamış. Ahmet Torun, daha önce de kızına yönelik saldırı girişimleri olduğunu belirtirken, olay sonrası sosyal medya üzerinden kendilerine ve eşine yönelik tehdit ve şantaj içerikli, hatta cinsel içerikli paylaşımlar yapıldığını iddia ediyor. Bu durum, olayın vahametini daha da artırıyor. Bir yanda kızının şüpheli ölümüyle sarsılan bir aile, diğer yanda ise üzerlerine çullanan siber taciz ve tehditler. İşte bu noktada, “hak, hukuk, adalet” diye ortalıkta dolaşanların sessizliği kulakları tırmalıyor. Baba Torun, özellikle Elvan Işık Gezmiş ve Dr. Şenyürek gibi isimlerin bu olaylar yaşanırken nerede olduğunu sorguluyor. Cenazeye katılma talepleri bile, yaşananların ardından bir samimiyet sorgulamasına dönüşmüş. Bu sessizlik, sadece bir aileyi değil, benzer durumlarda sesini çıkarmaktan çekinecek diğer vatandaşları da yalnız bırakır. Toplumsal dayanışmanın ve adalete güvenin zayıflaması, her ekonomik krizden daha sinsi bir maliyet yaratır.
Görünmeyen Fatura: Toplumsal Güvenin Erozyonu ve Ekonomik Bedeli
Bir ekonomi şefi olarak size net söyleyeyim: Bir ülkede adalet sistemi yara aldığında, bunun sadece manevi bir bedeli olmaz. Güven, ekonominin can damarıdır. Vatandaşlar adalete güvenmezse, devlete olan inançları sarsılır. Bu sarsıntı, en basitinden vergi bilincinden, en karmaşığına kadar yatırım ortamının çekiciliğine olumsuz yansır. Hukukun üstünlüğünün sorgulandığı bir yerde kim malını mülkünü güvende hisseder, kim uzun vadeli planlar yapar? İşte bu güvensizlik, sermayenin kaçışına, üretimin düşüşüne ve nihayetinde işsizlik rakamlarının artmasına neden olur. Elif Tuana’nın davasındaki gibi, bir mağdur ailenin “yalnız bırakıldık” feryadı, aslında tüm topluma verilen bir mesajdır: “Senin de başına gelirse, yalnız kalabilirsin.” Bu algı, toplumsal refahı derinden yaralayan, kimsenin hesaplamadığı ama her birimizin cebinden çıkan gizli bir faturadır. Devletin asli görevi olan adaleti tesis edememesi veya bu süreci manipüle etme iddialarıyla yüzleşmesi, ülkenin kredi notunu düşüren bir faktör olmasa da, vatandaşın “yaşam notunu” düşürür.
Adalet Talebi ve Gelecek İçin Bir Uyarı
Ahmet Torun’un ailesi, tüm bu baskı ve tehditlere rağmen adaletten vazgeçmeyeceklerini haykırıyor. Maddi hiçbir talepleri olmadığını, tek dertlerinin adaletin tecellisi olduğunu vurguluyorlar. “Kimse bizi bu davadan döndüremez, sonuna kadar takipçisi olacağız” sözleri, bir babanın acılı isyanı olduğu kadar, aynı zamanda tüm toplum için bir umut çağrısıdır. Bu dava, sadece Giresun’un Görele ilçesinde değil, tüm Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin ne kadar sağlam olduğunu gösterecek bir turnusol kağıdıdır. Şeffaf, bağımsız ve baskıdan uzak bir yargılama süreci, sadece Torun ailesinin acısını hafifletmekle kalmayacak, aynı zamanda toplumun kaybettiği güveni bir nebze olsun geri kazanmasına yardımcı olacaktır. Unutmayalım ki, adaletin geciktiği veya saptırıldığı her gün, toplumsal barışın ve ekonomik istikrarın temelinden bir tuğla daha eksilir. Ve o faturayı hepimiz öderiz.






