Türkiye’nin en köklü yükseköğretim kurumlarından biri olan Gazi Üniversitesi, 44 yıl önce tasarlanan ve günümüzde de kullanılan kurumsal logosunun tescil tartışmasıyla çalkalanıyor. Üniversitenin kurulduğu 1982 yılına uzanan bu hikaye, logonun asıl tasarımcısı olduğunu iddia eden Kenan Kökkaya’nın hukuk ve tescil mücadelesiyle yeniden gündeme taşındı. Yıllarca gururla taşınan bu sembolün arkasındaki tarihi gerçekler, resmi kayıtların yetersizliği sebebiyle büyük bir manevi krize dönüştü.
Şaka Olarak Başlayan Tasarım Süreci
Olayın başlangıcı, 1982 yılındaki askeri ve akademik bürokrasiye dayanıyor. Dönemin Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Necdet Üruğ’un emir subaylığını yürüten emekli asker Kenan Kökkaya, Tıp Bayramı davetiyesinde yeni kurulan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ambleminin eksik olduğunu fark etti. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Namık Kemal Baran ile yaptığı şakalaşmanın ardından Kökkaya, üniversite için bir logo tasarlayabileceğini söyledi. Bu tesadüfi diyalog, Türkiye’nin en bilinen akademik logolarından birinin doğuşunu başlattı.
Nutuk Kitabındaki Tarihi İmza
Tasarım aşamasında masasında duran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ait Nutuk eserinden esinlenen Kökkaya, kitaptaki orijinal “Gazi” imzasını logonun merkezine yerleştirdi. Hazırlanan çalışma, kurucu rektör Prof. Dr. Şakir Akça ve üniversite senatosu tarafından büyük beğeniyle karşılanarak birinci seçildi. Tasarımcıya o dönem resmi bir teşekkür plaketi verilmiş olsa da, aradan geçen 44 yılın ardından kurumsal arşivlerin yetersizliği tarihi bir hak kaybına yol açtı.
Üniversiteden Gelen Şoke Edici Yanıt
Yıllar sonra Kökkaya’nın oğlunun internet ortamında yaptığı araştırmalar, logonun tasarımcısına dair resmi hiçbir bilginin yer almadığını ortaya çıkardı. Bunun üzerine harekete geçen emekli asker Kenan Kökkaya, elindeki tarihi plaket görselleri ve belgelerle birlikte Gazi Üniversitesi Rektörlüğü’ne başvurdu. Ancak üniversite yönetiminden gelen “arşivlerde tasarımın size ait olduğuna dair belgeye rastlanamamıştır” yanıtı, ailede büyük bir hayal kırıklığı yarattı.
Maddi Çıkar Değil Manevi Miras Mücadelesi
Fikri ve sınaî haklar açısından büyük önem taşıyan bu dava, Türkiye’deki kurumsal hafıza sorununu bir kez daha gözler önüne serdi. Herhangi bir maddi tazminat veya telif ücreti talep etmediğini vurgulayan tasarımcı, tek amacının çocuklarına ve torunlarına bırakacağı manevi bir mirası tescil ettirmek olduğunu belirtiyor. Türk patent ve telif hukuku uzmanları ise geçmiş yıllara ait belgelerin, plaketlerin ve şahitlerin varlığının mahkeme sürecinde tescil için güçlü birer delil oluşturabileceğine dikkat çekiyor.
Kaynak: Hürriyet






