Vay anam vay, yine mi diplomasi trafiği! Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bu sabah telefona sarılmış, hem İran hem de Pakistan Dışişleri Bakanlarıyla görüşmüş. Konu ne mi? “Savaştaki son durum”muş. İyi de hangi savaş bu be kardeşim? Elbetteki Ortadoğu’da kan gövdeyi götüren o bitmek bilmez meseleler, Filistin meselesi, Gazze’deki o kahrolası dram! Milletin zaten cebinde akrep, sofrasında kuru ekmek varken, bir de bu yangınlar yüreğimizi yakıyor. Her gün yeni bir kriz, yeni bir gerilimle uyanıyoruz. Bu görüşmeler, o bölgedeki ateşi biraz olsun dindirme umudu taşısın bari, yoksa bu tansiyon daha ne kadar yükselecek, bilemiyoruz.
Ortadoğu Kazanı Kaynıyor: Fidan Neden Devrede?
Şimdi düşünsenize, Türkiye neden böyle bir anda bu iki ülkeyle masaya (gerçi telefonla) oturuyor? Malum, bölgede tansiyon tavan yapmış durumda. Gazze’de yaşananlar, sivil ölümleri, İsrail’in durmak bilmeyen saldırıları… Bütün dünya izliyor, bizler de televizyon başında kahroluyoruz. Türkiye, bu kaosta elini taşın altına koymaya çalışıyor, bir nevi arabulucu rolü üstlenmek istiyor. Fidan’ın bu ani telefon trafiği, bölgede suların durulması ya da en azından daha fazla yayılmasının önüne geçilmesi için atılan önemli bir adım gibi duruyor. Ancak sokaktaki adam olarak ben biliyorum ki, bu işler öyle kolay değil. Herkesin bir hesabı, bir çıkarı var bu coğrafyada ve bu çıkarlar çoğu zaman barışın önüne geçiyor. Türkiye, bu karmaşık denklemi çözmek için yoğun bir çaba sarf ediyor gibi görünüyor.
İran ve Pakistan’ın Masadaki Yeri: Dengeler Değişiyor mu?
Gelelim İran’a ve Pakistan’a… İran, bölgedeki en güçlü aktörlerden biri, malum. İsrail-Filistin meselesinde duruşu net, hatta bazen radikal bile denilebilir. Bölgedeki vekil güçler üzerinden sürekli bir gerilim hattı besliyor. Fidan’ın İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile konuşması, Tahran’ın bu sürece nasıl dahil edileceği, gerilimin azaltılması için neler yapılabileceği konusunda bir nabız yoklama olabilir. Ya da belki de İran’ın da barış için bir arayış içinde olduğu sinyali verilmek isteniyordur, kim bilir? Pakistan ise, özellikle İslam dünyasındaki önemli nüfusu ve stratejik konumuyla dikkat çekiyor. Nükleer güce sahip tek İslam ülkesi olması da cabası. İsrail’le direkt bir sınırı olmasa da, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi platformlarda güçlü bir sesi var. Bu üçgenin bir araya gelmesi, sanki bölgede yeni bir denge arayışı, belki de Batı’nın dayattığı çözümlerin dışında, kendi dinamikleriyle bir çıkış yolu bulma çabası gibi görünüyor. Bu görüşmelerin Ortadoğu’daki güç dengelerini nasıl etkileyeceği merak konusu.
Vatandaşa Yansımaları: Cebimizdeki Yangın Sönsün Artık!
Peki, bu görüşmeler bizim gibi sıradan vatandaşlara ne getirecek? Savaş demek, belirsizlik demek, ekonomik kriz demek. Doların ateşi, enflasyonun can yakması… Bunların hepsi bölgedeki gerilimle doğrudan alakalı. Ne zaman ki Ortadoğu’da sular durulur, o zaman belki bizim de yüzümüz güler, market fiyatları biraz olsun nefes aldırır. Bu telefon görüşmelerinden çıkacak her olumlu sonuç, sadece savaşın kurbanı olan masum insanlar için değil, aynı zamanda bizim gibi, her sabah uyandığında “Bugün hangi kötü haberle karşılaşacağız?” diye düşünen milyonlar için de bir umut ışığı olabilir. Umut ediyoruz ki, bu diplomasi trafiği sadece lafta kalmaz, somut adımlara dönüşür de, bölgeye biraz olsun barış ve huzur gelir. Artık yeter be kardeşim, savaşlar bitsin, analar ağlamasın, çocuklar ölmesin!






