Vicdanları Yaralayan ‘Annelik İçgüdüsü’ Savunması
İstanbul Eyüpsultan’da 1 Mart 2024 gecesi yaşanan ve Oğuz Murat Aci’nin ölümüyle sonuçlanan o meşum kaza, Türkiye’nin adalet sistemindeki gedikleri ve ‘ayrıcalıklı’ sınıfın sorumsuzluğunu bir kez daha yüzümüze çarpmıştı. 17 yaşındaki ehliyetsiz oğlu Timur Cihantimur ile 3 ATV aracına dalarak bir babayı hayattan koparan Eylem Tok, ABD’deki tutuklu bulunduğu cezaevinden bir mektup kaleme aldı. Ancak mektuptaki her satır, acılı ailenin ve kamuoyunun sinir uçlarını tahrip eder nitelikte. Tok, mektubunda yaptıklarını ‘annelik içgüdüsü’ kılıfına uydurmaya çalışırken, olayın bir linç kampanyasına dönüştüğünü iddia ederek adeta mağdur rolüne soyundu.
81 Dakikalık Can Pazarı ve Kaçış Planı
Haberin arka planındaki dehşet verici detaylar, Tok’un mektubundaki ‘iyiniyet’ iddialarını yerle bir ediyor. Kaza anında olay yerinde yaralılar can çekişirken, 112 Acil Servis’i aramak yerine ‘Adem abi, adam ölüyor’ diyerek panikleyen ve yardım çağırmayan bir zihniyetten bahsediyoruz. Oğuz Murat Aci, tam 81 dakika boyunca o yol kenarında ambulans bekledi. Eğer o kritik dakikalarda yardım çağrılsaydı, belki de genç bir baba bugün hayatta olacaktı. Ancak Eylem Tok, yaralıya el uzatmak yerine oğlunu uçağa bindirip ülkeden kaçırmayı seçti. Şimdi ise ‘bilerek zarar vermedik’ diyerek vicdan azabından bahsediyor. Bu neyin muhasebesi? İnsan hayatı karartıldıktan sonra yapılan her açıklama, adaletin önünde bir engel olarak durmaya devam ediyor.
‘Helalleştik’ İddiasına Babadan Sert Yalanlama
Mektubun en can alıcı ve infial yaratan kısmı ise ‘yasal varislerle sulh olduk, helalleştik’ ifadesi oldu. Öldürülen Oğuz Murat Aci’nin babası Özer Aci, bu ifadelere adeta ateş püskürdü. Ortada hiçbir anlaşmanın olmadığını, Eylem Tok’un duruşma öncesi kamuoyunda sahte bir algı yaratmaya çalıştığını vurgulayan acılı baba, ‘1.5 yaşındaki yetim bıraktığın çocukla mı helalleştin?’ sorusunu yöneltti. Aci’nin ifadeleri, kaza gecesinden bu yana geçen sürede yaşanan vurdumduymazlığın özeti gibi: ‘Sen evladını iki saatte kaçırdın, benim evladım toprak altında çürüyor. Senin oğlun katil, benimki maktul. Bunun telafisi yok.’
Parçalanan Bir Aile ve Görülmeyen Torun
Meselenin sadece bir trafik kazası olmadığını, koca bir ailenin nasıl darmadağın edildiğini Özer Aci’nin şu sözlerinden anlıyoruz: ‘Torunumu en son Eylül ayında, okuluna gizlice giderek görebildim.’ Kaza sonrası geliniyle de araları açılan ve torunundan mahrum kalan dede, şimdi de kişisel bir hukuk mücadelesi veriyor. Eylem Tok’un ‘annelik’ vurgusu yaptığı mektubun bir avukat stratejisi olduğunu düşünen baba, Türk hukuk sistemindeki ceza yetersizliklerine de dikkat çekiyor. ‘ABD’de daha fazla kalsın, bizim ülkemizde 15 yıl alsa 4.5 yıl yatar’ diyerek, sistemin suçluyu koruyan yapısına isyan ediyor. Bu dava sadece bir trafik kazası davası değil; paranın ve nüfuzun, adaletin önüne geçip geçemeyeceğinin sınavıdır.






