MENÜ
21 Haziran 2026 Pazar
DOLAR 46,4792 ▼ %0,02
EURO 53,3552 ▲ %0,15
ALTIN 6.205,50 ▼ %1,30

Eve Girdi, Silahını Çekti: 4 Can, Boşanma Dehşetine Kurban Gitti!

Manisa’da Kan Donduran Vahşet

Manisa’nın Turgutlu ilçesi, sabaha karşı yaşanan kanlı bir hesaplaşmayla sarsıldı. 28 yaşındaki Ömer Coşkun, boşanma aşamasında olduğu eşi Şadiye Nur Coşkun’un (20) babasının evine gelerek, korkunç bir katliama imza attı. Gözü dönmüş saldırgan, sadece eşini değil, kayınpederi Musa Girgin (51), kayınvalidesi Fatma Girgin (41) ve henüz 13 yaşındaki kayınbiraderi Yusuf Can Girgin’i de kurşun yağmuruna tuttu. Silah sesleri, kırsal Kabaçınar Mahallesi’nin sessizliğini parçalarken, geride kan gölüne dönmüş bir ev ve derin bir acı bıraktı. Bu olay, ‘evim güvenli limanımdır’ diyen her bireyin içini ürperten, koruma kararlarının bile bazen ne denli çaresiz kaldığını gözler önüne seren yıkıcı bir trajedi.

Olayın Perde Arkası: Öfke ve İntikam

Ömer Coşkun’un bu vahşeti neden işlediği, ilk bilgilere göre boşanmak istememesi ve eşini eve dönmeye ikna edememesinden kaynaklanan öfke olarak kayıtlara geçti. Ancak buzdağının görünmeyen yüzü çok daha karmaşık. Edinilen bilgilere göre, 2 yıllık evli çiftin boşanma davası beş aydır sürüyordu ve 2 Nisan’da yeni bir duruşmaları vardı. Muhtar Bekir Sıtkı Alp’in ifadeleri, meselenin sadece boşanma arzusundan öte, düğün takıları ve masraflar üzerinden dönen 370 bin liralık bir maddi anlaşmazlığa dayandığını gösteriyor. Başlangıçta anlaşmalı boşanma niyetiyle mahkemeye giden çift, Ömer Coşkun’un bu yüksek meblağı talep etmesi üzerine karşı karşıya gelmiş, kız tarafı da buna karşılık dava açmıştı. Bu durum, ekonomik bağımlılık ve mal paylaşımının, boşanma süreçlerini nasıl birer bomba haline getirebileceğinin acı bir örneği.

Koruma Kararı Neden İşe Yaramadı?

Bu korkunç olayı daha da sarsıcı hale getiren detaylardan biri, Şadiye Nur Coşkun hakkında daha önce bir aylık koruma tedbiri kararı uygulanmış olması. Ayrıca zanlı hakkında Turgutlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘hakaret’ suçundan devam eden bir kovuşturma da bulunuyordu. Peki, tüm bu yasal korumalar varken, genç bir kadın ve ailesi neden böylesi bir vahşete kurban gitti? Bu durum, devletin kadına yönelik şiddeti önleme mekanizmalarının etkinliği konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor. Her gün koruma kararı talep eden yüzlerce kadın varken, kağıt üzerindeki bu tedbirlerin gerçek hayatta ne kadar karşılık bulduğu, can güvenliğini sağlamakta ne kadar yetersiz kaldığı bu olayla bir kez daha yüzümüze çarptı. Bir koruma kararı, eğer caydırıcılığı veya denetimi sağlanmazsa, sadece bir kağıt parçasından ibaret kalabiliyor.

Ekonomik Anlaşmazlıklar ve Şiddet Sarmalı

Olayın temel motivasyonlarından birinin, düğünde takılan takılar ve evlilik masrafları olduğu iddiası, boşanma süreçlerinde yaşanan ekonomik baskıların ne denli yıkıcı olabileceğini gözler önüne seriyor. Erkek egemen toplum yapısında, kadının ekonomik bağımsızlığının kısıtlı olması, boşanma durumunda taraflar arasında daha büyük gerilimlere yol açabiliyor. Ömer Coşkun’un eşini aldatmakla suçlaması da, erkek şiddetinin ardındaki mülkiyetçi ve kontrolcü zihniyetin bir başka tezahürü. Bu tür iddialar, genellikle şiddeti meşrulaştırma aracı olarak kullanılıyor ve mağdurun sesini kısmaya çalışıyor. Toplum olarak, evliliğin sadece aşk ve sevgi değil, aynı zamanda ciddi bir hukuki ve ekonomik sözleşme olduğunu ve bu sözleşmenin bitişinin de medeni bir şekilde yönetilmesi gerektiğini ne zaman tam olarak anlayacağız?

Adalet Süreci ve Geride Kalan Acı

Olayın ardından kaçan Ömer Coşkun, jandarma ekipleri tarafından babasının Yunusdere Mahallesi’ndeki evinde yakalanarak gözaltına alındı. Suç delillerini gizlemekle suçlanan babası S.C. de gözaltına alındı. Ömer Coşkun, savcılık ifadesinde eşini aldatmakla suçladığını belirtse de, mahkemede tutuklanarak cezaevine gönderildi. Babası ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Dört canın toprağa verildiği Kabaçınar Mahallesi’nde ise geride sadece yas ve bitmeyen sorular kaldı. Bu trajedi, hepimize evlerimizin kapısının arkasında yaşananları görmezden gelmemenin, şiddet sarmalını kırmanın ve koruma mekanizmalarını güçlendirmenin ne denli hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bugün dört canımızı kaybettik, yarın başkalarının da benzer akıbetlere uğramaması için bireysel ve toplumsal sorumluluklarımızı sorgulamak zorundayız.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir