MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9739 ▲ %0,01
EURO 53,6157 ▲ %0,49
ALTIN 6.614,66 ▲ %0,92

Erdoğan’dan Yeni Anayasa Çıkışı: O Ayıp Silinecek mi?

Yargının Kalbinde 158 Yıllık Gelenek ve Yeni Arayışlar

Ankara’da yargı dünyasının en köklü kurumlarından biri olan Danıştay, 158. kuruluş yıl dönümünü kutlarken, törene damga vuran asıl mesele hukukun teknik detaylarından ziyade Türkiye’nin geleceğine yön verecek olan ‘yeni anayasa’ tartışmaları oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşen İdari Yargı Günü Töreni, sıradan bir kutlamanın ötesine geçerek, Türk hukuk tarihindeki derin bir sancının dışavurumuna dönüştü. Yıllardır adliye koridorlarında, üniversite kürsülerinde ve siyaset kulislerinde konuşulan o büyük eksiklik, devletin zirvesinde en net haliyle bir kez daha seslendirildi.

Darbe Yasalarından Kurtulma Mücadelesi: Neden Şimdi?

Peki, Türkiye neden hala 21. yüzyılın çeyreği geride kalırken yeni bir anayasayı tartışıyor? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasındaki ‘darbe ürünü’ vurgusu, meselenin sadece teknik bir hukuk metni olmadığını, aynı zamanda bir haysiyet mücadelesi olduğunu gösteriyor. Kanun-ı Esasi ile başlayan anayasal süreçte, 1961 ve 1982 anayasalarının toplumun iradesiyle değil, tank sesleri ve askeri müdahalelerin gölgesinde şekillenmiş olması, bugünkü ‘demokratik ayıp’ nitelemesinin temelini oluşturuyor. Bir polis muhabiri titizliğiyle olayların arka planına baktığımızda, mevcut anayasanın ruhunda barındırdığı vesayetçi kodların, sivil siyasetin hareket alanını nasıl daralttığını görmek zor değil.

Milletin Dinmeyen Özlemi ve Siyasetin Borcu

Erdoğan’ın ‘Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi hâlen dinmemiştir’ tespiti, aslında sokaktaki vatandaşın adalet arayışına ve daha özgürlükçü bir yaşam talebine işaret ediyor. Kurucu anayasaların ardından gelen müdahale dönemleri, toplumsal sözleşmeyi bir ‘dayatma metni’ haline getirdi. Siyaset kurumunun üzerine düşen bu ‘boyun borcu’, sadece bir seçim vaadi değil, aynı zamanda gelecek nesillere bırakılacak temiz bir hukuk mirası olarak nitelendiriliyor. Toplumun her kesimini kucaklayan, ‘bizim’ diyebileceğimiz bir metnin eksikliği, her kriz anında kendisini hissettirmeye devam ediyor.

Yeni Bir Toplumsal Sözleşme Mümkün mü?

Bugün gelinen noktada mesele sadece bir metni değiştirmek değil, o metnin ruhunu demokratik değerlerle mayalamaktır. Darbe dönemlerinin karanlık gölgesini hukuk sisteminin üzerinden tamamen kaldırmak, sivil ve katılımcı bir süreçle mümkün olabilir. Danıştay gibi köklü bir kurumun çatısı altında yapılan bu çağrı, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü tartışmalarıyla birleştiğinde daha da anlam kazanıyor. Türkiye’nin sivil bir anayasa ile taçlandırılması, sadece siyasi bir başarı değil, aynı zamanda toplumsal barışın en güçlü teminatı olacaktır. Şimdi gözler, bu çağrının siyasi arenada nasıl bir yankı bulacağına çevrilmiş durumda.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir