Adalet mi İntikam mı? Karanlık Gecenin Perdesi Aralanıyor
Adalet mekanizmasının kalbi sayılan karakollarda yankılanan çığlıklar, toplumun vicdanında derin bir yara açmaya devam ediyor. Konya’da geçtiğimiz aylarda yaşanan ve tüm Türkiye’yi dehşete düşüren emniyet içerisindeki cinayet davasında, adaletin terazisini sarsacak yeni detaylar gün yüzüne çıktı. Taciz iddiasıyla başlayan gerilim, emniyet koridorlarında kanlı bir infaza dönüşürken; davanın seyri ‘anlık öfke’ ile ‘soğukkanlı plan’ arasındaki o ince çizgide düğümleniyor.
16 yaşındaki bir genç kızın taciz edildiği iddiası, toplumsal reflekslerimizin en hassas noktasını tetikledi. Ancak bu olayda asıl ürkütücü olan, güvenliğin kalesi olması gereken bir noktada, hukukun yerini bıçak darbelerine bırakmasıydı. Serdar Bayar’ın 8 bıçak darbesiyle hayatını kaybettiği o gece, sadece bir hayat sönmedi; aynı zamanda ‘kendi adaletini sağlama’ dürtüsünün ne kadar yıkıcı olabileceği bir kez daha görüldü. Sanık Enes Koçak’ın ‘kendimi kaybettim’ savunması, mahkeme salonunda yankılanırken, mağdur tarafın avukatları bu savunmanın ardındaki boşlukları dolduracak delilleri masaya yatırdı.
Kamera Kayıtları ve Peçetedeki Gizem
Davanın en kritik virajı, cinayette kullanılan bıçağın karakola nasıl sokulduğu sorusuyla dönülüyor. Ailenin avukatı tarafından sunulan görüntüler, olayın göründüğü kadar ‘anlık’ olmadığını iddia ediyor. Kamera kayıtlarında baba Seyfettin Koçak’ın iş yerinden çıkarken bir cismi peçeteye sararak yanına aldığı görülüyor. Bu detayın cinayet anındaki bıçakla uyumlu olması, ‘tasarlayarak öldürme’ şüphesini en tepeye taşıyor.
Eğer bıçak oraya bilinçli bir şekilde, gizlenerek getirildiyse, bu durum davanın rengini tamamen değiştirecek ve Türk Ceza Kanunu’ndaki en ağır yaptırımları beraberinde getirecektir. Savunma tarafı ise her ne kadar pişmanlık dile getirse de, maktulün sırtından aldığı darbeler ve olayın işleniş biçimi, dosyadaki ‘canice hisle hareket etme’ ihtimalini güçlendiriyor.
Bir Annenin Feryadı ve Hukuki Sınav
Maktulün annesi Yurdanur Bayar’ın ifadeleri, infazdan günler önce başlayan bir tehdit zincirine işaret ediyor. ‘Sana iki diyorum, üç demeyeceğim’ sözlerinin bir ölüm fermanı gibi karakolda infazla noktalanması, toplumsal barışın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Sanıkların, kurbanın kelepçeli ve savunmasız olduğu bir anda bu eylemi gerçekleştirmesi ise hukukun ‘savunmasız kişiye karşı suç’ maddesini gündeme getiriyor.
Bu dava, sadece bir cinayetin yargılanması değil; aynı zamanda sokağın hukukuna karşı, devletin hukukunun verdiği bir sınav niteliği taşıyor. Toplumun her kesiminde infial yaratan bu olayda mahkemenin vereceği karar, bireysel öfkenin devletin otoritesinden üstün olup olmadığını da tescilleyecek. Tanıkların dinlenmesi ve yeni delillerin incelenmesi için ertelenen duruşma, adaletin tecelli edeceği günü bekleyen binlerce gözün odağında kalmaya devam edecek.






