Bir Ayın Hesabı: Yaşam ile Ölüm Arasındaki İnce Çizgi
Zonguldak’ın karanlık dehlizlerinde, yerin metrelerce altında sadece kömür değil, umutlar da kararıyor. Asma Mahallesi’nde faaliyet gösteren özel bir maden ocağında meydana gelen olay, bize modern kölelik düzeninin ve iş güvenliği masallarının acı bir panoramasını sunuyor. Maden işçisi Suat Kulakçı, rutin bir mesai günü gibi başladığı vardiyasında, elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. Olayın trajik boyutu ise sadece bir kaza olması değil, Kulakçı’nın tam 30 gün sonra emekli olmaya hazırlanıyor oluşuydu. Bir ömrü yerin altında tüketen bir insanın, hürriyetine kavuşmasına ramak kala böyle bir ihmale kurban gitmesi, sistemin işleyişini sorgulamayı zorunlu kılıyor.
Sistemin Çarkları Kimin İçin Dönüyor?
Özel maden ocaklarında maliyetleri düşürmek adına göz yumulan teknik eksiklikler, genellikle ‘kader’ denilerek geçiştiriliyor. Ancak Suat Kulakçı’nın ölümü bir kader değil, açık bir yönetim zafiyetidir. Elektrik akımı gibi kontrol edilebilir bir riskin, nasıl olup da bir madencinin canına mal olduğu sorusu havada asılı duruyor. Arkadaşları tarafından yeryüzüne çıkarılan ve Atatürk Devlet Hastanesi’ne kaldırılan 3 çocuk babası Kulakçı, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Bu durum, ‘iş güvenliği denetimleri ne kadar gerçekçi?’ sorusunu akıllara getiriyor. Kağıt üzerinde mükemmel görünen dosyalar, yerin altında bir insanın canını korumaya yetmiyor.
Emeklilik Hayali ve Geriye Kalanlar
İnsanoğlu hayatını bir ‘yarın’ beklentisiyle kurgular. Suat Kulakçı için o yarın, emekli olup çocuklarıyla vakit geçireceği, yerin altındaki karanlıktan sonsuza dek kurtulacağı gündü. Sadece bir ay, yani 30 gün daha ocağa girip çıksa, belki de hayatının geri kalanını huzur içinde geçirecekti. Şimdi ise geride yetim kalan üç çocuk ve bir aylık bir süreyle kaçırılmış bir özgürlük hikayesi kaldı. Bu trajedi, Türkiye’deki işçi sağlığı ve güvenliği yasalarının, sahada ne kadar karşılık bulduğunu bir kez daha tartışmaya açıyor. Özel sektörün kar hırsı, işçinin yaşam hakkının önüne geçtiği sürece, benzer haberleri okumaya devam edeceğiz.
Zonguldak’ın Dinmeyen Sancısı
Zonguldak, yıllardır yerin altına verdiği kurbanlarla anılan bir şehir haline geldi. Taşkömürü üretimi, bölgenin hem ekmeği hem de kefeni durumunda. Ancak teknoloji çağında, dijitalleşmenin zirve yaptığı bir dönemde, hala elektrik akımı gibi temel güvenlik açıklarından dolayı can verilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Yetkililerin olaya dair başlattığı soruşturma, muhtemelen birkaç teknik raporla sonuçlanacak. Ancak Suat Kulakçı’nın ailesi için adalet, kağıt üzerindeki cezalardan çok daha fazlasını ifade ediyor. Toplum olarak bu tür ‘iş kazalarını’ normalleştirdiğimiz sürece, sistemin çarkları insan hayatını öğütmeye devam edecek. Bugün bir madencinin bir ay kala biten hayallerini konuşuyoruz, yarın hangi ihmali ‘kader’ diye paketleyeceğimizi ise zaman gösterecek.






