Toplumsal Kayıtsızlık Uçurumu
Edirne’nin Şükrüpaşa Mahallesi’nde iftar sonrası kaldırımda yürürken aniden fenalaşan 48 yaşındaki Kemal Kulbilge, tam 40 dakika boyunca yardım bekledi. Çevredeki onlarca insan bu dramı izlerken, vicdanlar kilitlendi. Bir can çekişiyordu, kimse kılını kıpırdatmadı. İlk yardımı, sonunda insafa gelen bir taksi şoförü ve birkaç vatandaş yaptı. Bu utanç verici kayıtsızlık, bir hayatın göz göre göre akıp gitmesine sebep oldu.
Bu olay, sadece bir kişinin ölümü değil, aynı zamanda toplumumuzdaki derin bir çürümeyi işaret ediyor. Bir insan yere yığıldığında, etrafındaki kalabalık neden sadece izler? Korku mu, bilgisizlik mi, yoksa umursamazlık mı? Modern hayatın getirdiği yalnızlaşma, empati duygularını mı köreltiyor? Acil durumlarda ilk yardımın hayati önemi defalarca vurgulanırken, hala birçok kişi basit müdahalelerden bile kaçınıyor. Oysa kalp durmasında ilk dakikalar, bir yaşamın kurtarılması için altın değerindedir. Geciken her saniye, ölüm riskini katlayarak artırır.
Bu vurdumduymazlık, sadece Edirne’ye özgü bir durum değil. Türkiye’nin dört bir yanında benzer manzaralara tanık oluyoruz. Herkesin cebinde akıllı telefon var, ama kimse ilk yardım yapmaya yanaşmıyor. Aksine, olay anını kayda alıp “sosyal medya kahramanlığı” peşinde koşuyorlar. Bu, vahim bir toplumsal yozlaşma. Bir bireyin acısı üzerinden prim yapmak değil, can kurtarmak asıl insanlık görevidir.
Kritik 40 Dakika: Ölümcül Bekleyiş
Kemal Kulbilge’nin kardeşi Zehra Çetiner’in sözleri, bu trajedinin boyutlarını gözler önüne serdi: “Görüntüleri izleyince ‘İnsanlık ölmüş mü?’ dedim. Ağabeyimi yerde yatarken kaç kişi görüyor ama müdahale etmemişler. Hastaneye sevk ettiklerinde kalbi durmuş, 40 dakika müdahale etmişler ama kurtarılamadı.” Bu 40 dakika, bir ömrün bittiği anların acı özeti. Belki basit bir pozisyon değişikliği, belki temel bir kalp masajı, o kritik dakikalarda bir mucize yaratabilirdi. Ancak bu şans, seyircilerin kayıtsızlığına kurban edildi.
Ambulans ekibi, taksi durağındaki şoförlerin ihbarıyla olay yerine ulaştığında, Kemal Kulbilge’nin bilinci kapalıydı. Acil müdahalelere rağmen, maalesef hayatını kaybetti. Taksi durağı şoförü Mehmet Yıldız’ın “112’yi aramışlar ama müdahale etmiyorlar” ifadesi, sorumluluğun sadece bireylerde olmadığını, sistemin de yetersiz kaldığını gösteriyor. İhbarın yapılmasına rağmen, “müdahale etmiyorlar” cümlesi kimin ihmalini işaret ediyor? Bu sorunun cevabı, vicdanları kanatıyor.
Vicdanlar Nereye?
Bu olay, her birimize ayna tutuyor. Sokakta yardıma muhtaç birini gördüğümüzde, “Başkası halleder” diyerek geçip gitmek, o vicdanın ölüm fermanıdır. Hayatın ne kadar kırılgan olduğunu, bir anın nelere mal olabileceğini bu acı olay tekrar yüzümüze vurdu. Toplum olarak acilen bu duyarsızlık zincirini kırmalıyız. Her vatandaş, temel ilk yardım eğitimi almalı ve gerektiğinde tereddüt etmeden harekete geçme cesaretini göstermelidir. Aksi takdirde, bu tür utanç verici ölümlerin önüne geçilemez. Kemal Kulbilge, sadece bir isim değil; toplumsal vicdanımızın kanayan bir yarasıdır. Bu trajedi, bizlere sadece izleyici kalmanın bedelini bir kez daha öğretti: Bir hayat.






