Doğanın bize sunduğu en saf mucizelerden biri olan balın, yani ‘mel’ kökünün izini süren bir ismin, bir zamanlar bu topraklarda ‘yasaklı’ olduğunu biliyor muydunuz? Bugün parklarda, okullarda veya iş yerlerinde sıkça duyduğumuz, kulağa bir kuş cıvıltısı kadar doğal gelen Melis ismi, aslında büyük bir sivil direnişin ve doğaya dönüş arzusunun simgesi. 1980’lerin o gri ve tek tipleştirici atmosferinde, bir ailenin kızlarına doğanın kalbinden gelen bu ismi verme çabası, sadece bir kimlik kavgası değil, aynı zamanda bir özgürlük arayışıydı.
Bürokrasinin Soğuk Duvarları ve Bir Çiçeğin Doğuşu
Takvimler 8 Mart 1987’yi gösterdiğinde, İstanbul son yılların en ağır kışlarından birini yaşıyordu. Yolların kardan kapandığı, ulaşımın durma noktasına geldiği o gün, Melis Binay bir kamyon kasasında hastaneye yetişen annesinin kucağında dünyaya merhaba dedi. Ancak Melis’i bekleyen asıl fırtına dışarıda değil, Kadıköy Nüfus Müdürlüğü’nün tozlu rafları arasındaydı. Baba Özgen Binay, kızının ismini yazdırmak istediğinde karşısına ‘isim ambargosu’ çıktı. Gerekçe ise trajikomikti: Melis ismi Latince kökenliydi ve ‘Türk kültürüne aykırı’ bulunmuştu.
O dönem yürürlükte olan 1587 sayılı kanun, nüfus memurlarına geniş ve ne yazık ki keyfi bir yetki tanıyordu. Özgen Binay, bu dayatmaya karşı boyun eğmedi. Hürriyet gazetesine verdiği o meşhur demeçte, bu uygulamanın ‘antidemokratik’ olduğunu haykırırken aslında tüm doğaseverlerin ve özgür ruhların sesi oluyordu. Aile, devletin açtığı ‘isim değiştirme’ davasına karşı kendi hukuk mücadelesini başlattı. Bu, sadece bir isim davası değil, bir çocuğun kökleriyle olan bağına sahip çıkma davasıydı.
Sabah Güneşi ve Çiçeklerin Tatlı Özü: Melis
Peki, uğruna mahkeme koridorlarında sabahlanan bu isim ne anlama geliyordu? TDK’ya göre Rumca kökenli olan ve ‘oğul otu’, ‘bal’, ‘sevgili’ gibi anlamlar taşıyan Melis, aslında yaşamın ta kendisini simgeliyor. Melis Binay, isminin derinliklerini araştırdığında karşısına çıkan o büyüleyici tanımı şöyle paylaşıyor: ‘Sabah güneşiyle birlikte çiçeklerin salgıladığı tatlı öz.’ İşte bu tanım, doğanın her sabah kendini yeniden var etme çabasının bir özeti gibi. İnsanın doğadan koparılmaya çalışıldığı bir sistemde, çocuğuna bir bitkinin, bir şifanın adını vermek; yeşil bir başkaldırıdır.
Melis Binay’ın hikayesi, 2015 yılında Paris’te yaşadığı bir tesadüfle daha da anlam kazanıyor. Kaotik bir anda karşısına çıkan Amerikalı bir profesör, ona isminin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor. İsimler sadece seslerden ibaret değildir; onlar bizim enerji imzamızdır. Bugün Türkiye genelinde 35 bine yakın kadın bu ismi taşıyorsa, bu Binay ailesi gibi inatçı ve doğa odaklı insanların, bürokrasinin gri duvarlarında açtığı gedikler sayesindedir. Doğa her zaman bir yolunu bulur ve en sert kışlarda bile, doğru ismi taşıyan bir çiçek mutlaka filizlenir.






