Yangının Gölgesinde Adalet Arayışı: Bir Yıl Sonra Gelen Şok İddia
Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde yedi işçinin hayatını kaybetmesiyle Türkiye’nin yüreğine kor düşüren kozmetik fabrikası yangınının yankıları, olayın üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hala dinmedi. Bugün, 26 Mart 2026 Perşembe itibarıyla, tam on altı sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması üçüncü gününde de devam ederken, mahkeme salonunda yankılanan ifadeler acı gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Yangından yaralı olarak kurtulan kırk yaşındaki Gülhan Bendi’nin yürek burkan tanıklığı, sadece bir felaketin dehşetini değil, aynı zamanda olayın ardındaki karanlık pazarlıkları da ortaya çıkardı.
Alevler İçindeki Saniyeler: “Ben Çıktım Ama Diğerleri Çıkamadı!”
Gülhan Bendi’nin sesi, mahkeme salonunun soğuk duvarlarında yankılanırken, dinleyen herkes o anları adeta yeniden yaşadı. “Ben çıktım ama diğerleri çıkamadı. Çıktığımda ben de yanıyordum; sesleri de duyuyordum. Fabrika saniyeler içinde tutuştu,” sözleri, felaketin ne denli ani ve acımasız olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Bir kozmetik fabrikasının neden “saniyeler içinde” tamamen alev topuna döndüğü sorusu, akıllara iş güvenliği ve yangın önlemleri konusundaki büyük zaafları getirdi. Depolanan kimyasal maddelerin kontrolsüzlüğü, yetersiz tahliye yolları ve erken uyarı sistemlerinin eksikliği gibi kritik sorular, davanın en temel odak noktalarını oluşturmaya devam ediyor.
Karakolda Teklif Edilen Para ve SGK Skandalı: Vicdanlar Nasıl Susturulur?
Bendi’nin ifadesindeki en çarpıcı kısım ise, “Kurtuluş Oransal bana nezarethanede, ‘Gülhan başını kaldır, bana bak. İşçilerin SGK’lı olduğunu söyle’ diyerek bana para teklif etti,” cümlesi oldu. Bu iddia, olayın hukuki ve toplumsal boyutlarını bambaşka bir noktaya taşıyor. Eğer bu iddia doğruysa, facianın ardında yatan sadece ihmaller zinciri değil, aynı zamanda gerçeği örtbas etme ve sorumluluktan kaçma çabası da bulunuyor demektir. İşçilerin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarının manipüle edilmeye çalışılması, ölen işçilerin ailelerinin haklarını gasp etme ve şirketin yasal yükümlülüklerinden kurtulma girişimi olarak yorumlanabilir. Bu durum, adaletin tecellisi önündeki engelleri ve işçi hakları konusundaki acı gerçekleri bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Adaletin Terazisinde Yedi Canın Hesabı: Kim Neden Sustu?
On altı sanıkla süren bu dava, sadece yedi canın değil, aynı zamanda bir ülkenin iş güvenliği karnesinin de sorgulandığı bir süreç. Kurtuluş Oransal’ın bu teklifi neden yaptığı, kimlerin bu örtbas çabasına dâhil olduğu ve işçilerin gerçek sigorta durumlarının ne olduğu soruları, mahkemenin önündeki en kritik düğümleri oluşturuyor. Bu olay, benzer trajedilerin bir daha yaşanmaması adına, sanayi bölgelerindeki denetimlerin sıklığı ve ciddiyeti, iş güvenliği eğitimlerinin etkinliği ve en önemlisi, insan hayatının maddi çıkarların önüne konulması gerektiği gerçeğini acı bir şekilde hatırlatıyor. Kurbanların aileleri için tek teselli, adaletin tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmesidir. Bu dava, Türkiye’nin işçi hakları ve iş güvenliği konusundaki yol haritasını derinden etkileyecek emsal kararlara gebe.






