Trabzon’un Pelitli Mahallesi’nde yankılanan ve tüm Türkiye’yi derin bir hüzne boğan acı olay, dijital dünyanın karanlık dehlizlerinin çocuklarımız için ne denli büyük bir tehdit oluşturabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi. Henüz hayatının baharında, 8. sınıf öğrencisi olan Abdulkadir Eymen Bilgin, okul sonrası çekildiği odasında uzun süre sessiz kalınca ailesinin şüphesiyle acı gerçek ortaya çıktı. Kapıya asılı halde hareketsiz bulunan Abdulkadir, kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Bilgisayarı inceleme altına alınan genç Abdulkadir’in, sanal bir oyundaki ‘ölümcül görevleri’ yerine getirme dürtüsüyle bu elim eylemi gerçekleştirdiği iddiası, toplumsal bir infiale yol açtı. Merhumun cenazesi, memleketi Çarşıbaşı ilçesinde dualarla toprağa verilirken, geride cevaplanması gereken hayati sorular kaldı.
Sanal Dünyanın Karanlık Yüzü: Şiddetin Normalleşme Süreci
Yaşanan bu trajedi, dijital mecraların sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda kontrolsüz bırakıldığında psikolojik bir silaha dönüşebileceğini kanıtlıyor. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Şeniz Özhan, olayın ardından yaptığı kritik değerlendirmelerde, dijital ekranlarda geçirilen kontrolsüz zamanın çocukların ruhsal yapısını tahrip ettiğine dikkat çekiyor. Özhan’a göre, şiddet içerikli oyunlar ve içerikler, özellikle muhakeme yeteneği tam gelişmemiş ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklarda şiddeti ‘normal bir iletişim yöntemi’ olarak kodluyor. Bu sanal illüzyon, çocuğun gerçeklik algısını bozarak, geri dönüşü olmayan hatalara sürüklenmesine neden olabiliyor. Empati duygusu zayıflayan birey, sanal dünyadaki ‘görev’ bilincini yaşamın merkezine koyarak kendi canını dahi hiçe sayabiliyor.
Dijital Detoks ve Koruyucu Önlemler: Ailenin Sorumluluğu
Uzmanlar, bu tür vakaların önüne geçilebilmesi için aile içi iletişimin dijital ekranlardan daha cazip hale getirilmesi gerektiğini vurguluyor. Doç. Dr. Özhan, ailelerin ‘dijital detoks’ uygulamalarını bir ev kuralı haline getirmesini öneriyor. Özellikle akşam yemeğinden sonra cihazların bir kenara bırakılarak sohbet edilmesi, çocukların kendilerini değerli hissetmelerini ve sanal dünyadaki onay arayışından uzaklaşmalarını sağlıyor. Bununla birlikte, okullarda sadece akademik başarıya odaklanılmaması, çocukların psikososyal gelişimlerinin takip edildiği ‘şiddeti önleme birimleri’nin kurulması hayati önem taşıyor. Uzman psikologlar ve sosyal hizmet uzmanlarının rehberliğinde, öfke kontrolü ve dijital okuryazarlık eğitimleri verilerek çocuklar bu siber labirentten çıkarılmalıdır. Unutulmamalıdır ki; bir çocuğun bilgisayar ekranı başında sessizce oturması, her zaman güvende olduğu anlamına gelmez.






