Son Dakika: Küresel Fırtına Kapıda!
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, siyaset arenasından dünyaya kritik bir mesaj gönderdi. Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan yükselen gerilime kadar uzanan çalkantılı coğrafyayı işaret eden Dervişoğlu, karamsarlığa kapılmadan değişimin hızına ayak uydurmak zorunda olduğumuzu vurguladı. Ancak bu tespitin tek başına yetmeyeceğini, uluslararası sistemin temel taşlarının sarsıldığını, evrensel normların ayaklar altına alındığını ve uluslararası hukukun kolayca göz ardı edildiğini dile getirdi. Dünya sahnesinde güç dengelerinin yeniden yazıldığı, ticaretin koruma duvarlarıyla çevrildiği ve diplomatik kuralların hiçe sayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu durum, sadece uzak coğrafyaları değil, Türkiye’yi de doğrudan etkileyen bir güvenlik kaygısı dalgası yaratıyor. Ülkeler, çatışma riskine karşı askeri harcamalarını artırırken, sıcak çatışmaları önlemek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Etrafımızdaki her örnek, bu alarm verici tablonun canlı kanıtı.
Değişen Dünya Düzeni ve Türkiye’nin Rotası
Dervişoğlu’nun dikkat çektiği üzere, artık terörden kitlesel göçe, dijital manipülasyondan iklim krizine kadar tüm sorunlar, tek bir bölgeye özgü kalmıyor; küresel bir etki yaratıyor. Tehlikenin kimin kapısını çalacağı belirsizleşirken, sosyal ve ekonomik güvencelerden yoksun kalan kitleler, çareyi devlette, toplumsal dayanışmada ve milli egemenlikte arıyor. ABD’de Trump’ın, Avrupa’da milliyetçi ve muhafazakar partilerin yükselişi, bu değişimin en somut örnekleri. Dervişoğlu, Türkiye’nin de bu “reelpolitik” yeni dünya düzenine uyum sağlaması gerektiğini, duygusallık, ideolojik saplantılar ve hayalperestlik gibi yaklaşımlara artık yer olmadığını net bir dille ifade etti. İktidarların, kendi dar eğilimleri yerine, ülkenin menfaatine odaklanarak fayda-maliyet analizlerini doğru yapması ve rasyonel kararlar alması, Türkiye’nin geleceği için hayati önem taşıyor.
Güvenlik Kaygısı, Kutuplaşma ve Milli Kimlik
Güvenlik kaygılarının öncelenmesi, beraberinde ciddi riskler de getiriyor. Dervişoğlu, güçlü hükümetlerin elindeki gücü hoyratça kullanma, güvenlik gerekçesiyle denge ve denetim mekanizmalarını bertaraf etme ihtimaline karşı uyardı. Toplumların kaos ve belirsizlik duygusuyla korkutularak, hükümetlerin propagandasına açık hale getirilebileceğini vurguladı. Bu durum, kutuplaşmayı artırırken, dış politikanın iç siyasetin malzemesi haline gelmesine neden oluyor. Dervişoğlu’na göre bu, bir ülkenin kırılganlığını artıracak tehlikeli bir eşik. Yayılmacı ve yıkıcı hasım unsurların işine yarayan bu tablonun aksine, milli kimliğin korunması ve güçlendirilmesi elzem. Küreselleşme ve çok kültürlülük adına ulusal sınırların aşınmasının, aslında devasa eşitsizlikler yarattığı, tek biçimli bir dayatma getirdiği ve toplumsal özgürlük kanallarını tıkadığı gerçeğiyle yüzleşilmesi gerektiğini söyledi. Bu nedenle, bugünkü krizlere çözüm ararken, milliyetçiliği veya milli kimliği dışarıda bırakmak büyük bir hata olacaktır.
Devlet Anlayışında Denge: Refah ve Üretim Vizyonu
Müsavat Dervişoğlu, hukuki, cinsiyet ve fırsat eşitliğinin bir bütün olarak “yurttaş eşitliği” ilkesiyle ele alınması gerektiğini belirtti. Aksi takdirde toplumsal bütünlüğün ve milli dayanışmanın sağlanamayacağını, bu noktadan asla taviz verilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi. Türkiye’nin, Anadolu coğrafyasındaki varlığını sürdürdükçe güvenlik ihtiyacının daimi olacağını kabul etmekle birlikte, özgürlüğü güvenliğe, güvenliği refaha, refahı ise adalete veya huzura tercih eden bir anlayışı reddetti. Devlet anlayışında denge, hem devletin gücünde hem de toplumsal meşruiyette istikrarı sağlayacak temel prensip olarak öne çıkıyor. Güvenlik kadar refahın da uluslararası ilişkileri etkileyen bir faktör haline geldiği bu dönemde, Türkiye’nin kalkınmayı üretimden ayırmaması gerektiğini vurguladı. Merkez Bankası’nın faiz politikalarına dayalı sığ bir ekonomi yerine, topyekun bir kalkınma paradigmasına, yüksek katma değerli teknoloji ve sanayi üretimine, ve insanı her zaman besleyebilecek gelişmiş bir tarım kapasitesine olan ihtiyacın altını çizdi. Kısacası, beton ve toprak rantına dayalı bir model yerine, Türkiye’nin geleceği için bilime, teknolojiye, üretime ve insana yatırım yapması gerektiğini işaret etti.






