MENÜ
21 Haziran 2026 Pazar
DOLAR 46,4792 ▼ %0,02
EURO 53,3552 ▲ %0,15
ALTIN 6.205,50 ▼ %1,30

Denizli’deki Sarsıntı: Gözden Kaçan Ekonomik Faturayı Kim Ödeyecek?

Sadece Bir Sallantı mı, Yoksa Daha Fazlası mı?

Denizli’nin Güney ilçesi, dün öğle saatlerinde, yerin 10.61 kilometre derinliğinden gelen 3.5 büyüklüğündeki bir depremle sallandı. AFAD’dan yapılan açıklamaya göre saat 13.26’da gerçekleşen bu sarsıntı, birçokları için belki de sadece günün kısa bir notu, sıradan bir haber gibi görünebilir. Ancak benim ekonomi şefi gözlerim, bu “küçük” sarsıntıların ardında biriken, vatandaşa fatura edilen, çoğu zaman gözden kaçan büyük bir maliyeti işaret ediyor. Evet, anlık can kaybı veya yıkım olmaması sevindirici. Ama gelin görün ki, o toprak altından gelen her titreşim, cebimizden çıkan, farkına varmadığımız bir bedelin habercisi.

Vatandaş, evinde, iş yerinde hissettiği o kısa tedirginliği çabucak unutmaya meyillidir. Oysa bu tür sürekli tekrarlayan, hatta küçük dahi olsa sarsıntılar, toplumun genel psikolojisinde derin izler bırakır. İnsanlar uykusunda bile diken üstünde hisseder, ev alırken daha çok düşünür, çocuklar okullarında güvende mi diye bir kez daha sorgular. Bu psikolojik baskı, doğrudan olmasa da, iş verimliliğinden toplumsal refaha kadar her alana sinsice sızar, üretkenliği düşürür ve dolayısıyla ekonomiye zincirleme bir darbe vurur.

Depremin Görünmez Ekonomik Yükü

Bir an düşünün: Her bir sarsıntı, yapı stoğumuz üzerindeki stresi biraz daha artırır. İnşaat sektöründe kullanılan malzemelerin kalitesi, binaların dayanıklılığı her yeni depremle birlikte daha fazla sorgulanmaya başlar. Bu da beraberinde kentsel dönüşüm ihtiyacını daha da acil hale getirir. Kentsel dönüşüm dedik mi, aklınıza ilk ne geliyor? Elbette ki maliyet! Yeni binalar, daha sağlam yapılar, daha yüksek sigorta primleri… Kim ödeyecek tüm bunları? Tabi ki yine vatandaşın cebinden çıkacak. Devletin depremzedelere yönelik yaptığı yardımlar, altyapı güçlendirme çalışmaları için ayrılan bütçeler de öyle havadan gelmiyor; vergilerimizden, yani hepimizin alın terinden kesiliyor.

Üstelik, küçük depremlerin bile sıklaşması, bölgeye yatırım yapmayı düşünen yerli ve yabancı sermayeyi tedirgin edebilir. Bir bölgede sürekli olarak jeolojik hareketlilik yaşanması, o bölgenin ekonomik cazibesini düşüren önemli bir faktördür. İnşaat maliyetlerinin artması, sigorta primlerinin yükselmesi, potansiyel risk algısının güçlenmesi; tüm bunlar yatırımcıları başka limanlara yönlendirebilir. Bu durum, bölgedeki istihdam olanaklarını baltalar, yerel ekonomiyi sekteye uğratır ve uzun vadede bölgesel kalkınma hedeflerini zora sokar.

Psikolojik Etkiler ve Toplumsal Maliyet

Türkiye, ne yazık ki bir deprem ülkesi gerçeğiyle yaşıyor. 1999 Marmara Depremi’nden 2023 Kahramanmaraş felaketine kadar sayısız örnek, depremlerin sadece can kaybı ve yıkımla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda devasa ekonomik enkazlar bıraktığını acı tecrübelerle gösterdi. Bu büyük felaketlerin ardından gelen yeniden inşa süreçleri, milyarlarca dolarlık harcamaları beraberinde getirdi ve ülke ekonomisi üzerinde uzun yıllar süren ağır bir yük oluşturdu. O felaketler, tüm ülkenin ekonomik dengelerini altüst etti, bütçe açıklarını artırdı ve kalkınma hızımızı düşürdü.

Bugün Denizli’de yaşanan 3.5 büyüklüğündeki bu sarsıntı, belki de sadece bir hatırlatıcı. Ancak bu hatırlatıcıların sıklığı ve yarattığı kümülatif etkiyi görmezden gelmek, bize daha büyük ve daha pahalı bedeller ödetebilir. Asıl soru şu: Bu küçük sarsıntıların biriktirdiği görünmez faturayı kim ödeyecek? Cevap basit: Eğer gerekli önlemler alınmaz, yapı denetimleri sıkılaştırılmaz ve depreme hazırlık kültürü yaygınlaştırılmazsa, bu faturanın tamamı yine hepimizin, yani vatandaşın sırtına yüklenecek. Ekonomik refahımız, sadece büyük göstergelerle değil, aynı zamanda bu tür ‘küçük’ görünen risklere karşı ne kadar hazırlıklı olduğumuzla da yakından ilişkili.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir