Türkiye’nin köklü hukuk geleneği ve anayasal güvenceleri, bugün siyasi ve toplumsal düzlemde yeni bir sınavdan geçiyor. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu iptal dilekçesi, sadece teknik bir itiraz değil; aynı zamanda ‘kanunların şahsiliği’ ve ‘yargı bağımsızlığı’ ekseninde derin bir endişenin dışavurumudur. Kamuoyunda 11. Yargı Paketi olarak adlandırılan düzenleme, içerdiği bazı maddelerle kamuoyunda ‘adrese teslim düzenleme’ şüphelerini beraberinde getirirken, mülkiyet hakkından ceza hukukuna kadar geniş bir yelpazede tartışma yarattı.
Adaletin Kişiselleşmesi: İmamoğlu Davası ve Eşitlik İlkesi
Gökhan Günaydın’ın itirazlarının merkezinde, ceza hukukunun en temel prensibi olan ‘genellik’ ilkesinin zedelenmesi yer alıyor. Özellikle hakaret suçlarında ‘ön ödeme’ kapsamının dışında tutulan ‘kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret’ suçu, doğrudan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı davayı akıllara getiriyor. Günaydın’ın ‘Şahsa bağlı negatif düzenleme’ olarak nitelediği bu durum, hukukun objektifliğini yitirerek bir siyasi tasfiye aracına dönüşme riskini barındırıyor. Hukuk uzmanları, belirli bir suç tipinin diğerlerinden ayrıştırılarak daha sert bir rejime tabi tutulmasının, anayasanın eşitlik ilkesiyle çelişebileceğini vurguluyor. Eğer yasalar toplumsal düzeni sağlamak yerine, güncel siyasi aktörlerin kaderini belirlemek amacıyla kurgulanırsa, toplumun hukuk güvenliği kalıcı bir hasar alabilir.
Yargısal Denetimin Devri: Savcılık Makamı Baypas mı Ediliyor?
Düzenlemenin bilişim suçlarına ilişkin maddesi ise mülkiyet ve mahremiyet hakları açısından kritik bir dönemece işaret ediyor. Cumhuriyet savcıları ve mahkemelerin yetkisinde olması gereken ‘hesap askıya alma’ ve ‘el koyma’ gibi ağır tedbirlerin, banka ve kripto varlık hizmet sağlayıcılarına devredilmesi, yargısal denetimin baypas edilmesi anlamına geliyor. Bu durum, yargı kararı olmaksızın idari veya özel bir kararla vatandaşın finansal özgürlüğünün kısıtlanmasına yol açabilecek tehlikeli bir emsal oluşturabilir. Öte yandan, Genel Sağlık Sigortası (GSS) borçlarına getirilen af düzenlemesindeki adaletsizlik de dilekçede geniş yer buluyor. Borcunu ödemeyenlerin borçlarının silinip, ödemesini zamanında yapan dürüst vatandaşın ödediği tutarların iade edilmemesi, toplumsal sözleşmeye olan güveni sarsan bir ‘cezalandırma’ yöntemi olarak öne çıkıyor. CHP’nin AYM hamlesi, mülkiyet hakkından savunma hakkına kadar uzanan bu ihlaller zincirine karşı anayasal bir set çekme gayreti taşıyor.






