İstanbul’un Kalbindeki Utanç Manzarası: Define Avcıları İş Başında
Yine bir utanç haberiyle karşı karşıyayız. İstanbul’un tarihle iç içe geçmiş damarlarından biri olan Cerrahpaşa’da, 31 Mart’ta yaşananlar, sadece birkaç gözaltıyla geçiştirilemeyecek, çok daha derin bir faturayı gözler önüne seriyor. İki katlı ahşap bir bina düşünün; 3. derece arkeolojik sit alanı ilan edilmiş, yani her köşesi tarih kokan bir mirasın parçası. Ama birileri için bu, sadece hızlı yoldan zengin olma hayallerinin kazılacağı bir ‘define tarlası’ndan ibaret. Polis ekiplerinin operasyonunda, 5,5 metre derinliğinde bir çukurda, kaçak kazı yaparken suçüstü yakalanan üç şüpheli ve onlara göz yuman ev sahibi iddiaları, bu ülkenin değerlerine nasıl hoyratça yaklaşıldığının acı bir göstergesi.
Çevredeki esnaftan Nimet Ablak’ın anlattıkları, bu organize ve pervasız eylemin ne kadar rahatça sürdürüldüğünü kanıtlar nitelikte. ‘Geliyorlar, kapıyı açıyorlar. İçeride çalışma yapılırken kapı kilidi üzerinde duruyor. Sonra dışarıdan kilit açılıyor ve içeridekiler dışarı çıkıyor.’ Bu cümleler, sadece bir define macerasını değil, aynı zamanda tarihi mirasımıza yönelik tehdidin ne denli cesurca ve umarsızca gerçekleştiğini anlatıyor. Maalesef, ‘Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na Muhalefet’ suçundan işlem yapılan şüpheliler, çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakıldı. İşte bu nokta, asıl ekonomik faturanın başladığı yer.
Tarihin Altında Yatan Tehlike: Bir Çukurdan Çok Fazlası
Peki, İstanbul gibi dünya miras kenti olan bir şehirde, özellikle Cerrahpaşa gibi antik kalıntıların ve Osmanlı döneminden miras kalan yapıların iç içe geçtiği bir bölgede yapılan bu izinsiz kazı neden bu kadar hayati? Çünkü İstanbul’un her karış toprağı, binlerce yıllık medeniyetlerin katman katman birikimi. Roma, Bizans, Osmanlı… Her biri, Cerrahpaşa’nın alt katmanlarında bir iz bırakmış olabilir. 3. derece sit alanı olması, o bölgenin kültürel ve doğal değer açısından hassasiyetini, koruma altına alınması gerektiğini açıkça belirtir. Bu tür kaçak kazılar, sadece toprak altında ne olduğunu bilmeden, geri dönüşü mümkün olmayan yıkımlara yol açıyor.
Ortaya çıkabilecek bir eserin, bir yapının, bir mozaik parçasının yanlış müdahaleyle parçalanması, yok olması demek, o tarihin sonsuza dek kaybolması demek. Oysa her bir tarihi buluntu, bilim dünyası için eşsiz bir bilgi kaynağı, turizm sektörü için milyonlarca dolar değerinde bir çekim merkezi, bizim içinse kimliğimizin ve kültürel zenginliğimizin paha biçilmez bir parçası. Bu kazılar, tam da bu paha biçilmez mirası, üç beş define meraklısının hırslarına kurban ediyor.
Ekonomi Şefi Gözüyle Gizli Fatura: Bize Ne Kadara Mal Oluyor?
Şimdi gelelim bu olayın görünmeyen, belki de en can yakan tarafına: Ekonomik faturasına. ‘Aman canım, üç kişi yakalanmış, ne olacak ki?’ diye düşünenler yanılıyor. Bu tür olayların maliyeti, sadece polis operasyonunun ya da mahkeme masraflarının çok ötesinde. Öncelikle, kaybolan kültürel mirasın değeri ölçülemez. Eğer orada paha biçilmez bir eser olsaydı ve bu kazıyla zarar görseydi, Türkiye’nin kasasından milyarlarca dolarlık turizm potansiyeli buharlaşırdı. Bir Ayasofya, bir Efes Antik Kenti düşünün; her biri ülke ekonomisine doğrudan katkı sağlıyor. Kaybolan her parça, gelecekteki potansiyel gelir kapılarını da kapatıyor.
İkincisi, bu gibi olayların tespiti, önlenmesi ve sonrasındaki onarım süreçleri, bizim vergilerimizle finanse edilen kamu kaynaklarını tüketiyor. Polis ekipleri, kültür bakanlığı uzmanları, restore etme ihtimali olan ekipler… Hepsi, bu tür yasa dışı faaliyetlerin neden olduğu tahribatı gidermek için mesai harcıyor. Üçüncüsü, şüphelilerin serbest bırakılması, caydırıcılık ilkesini yerle bir ediyor. Bu durum, ‘yakalanırsam da paçayı kurtarırım’ düşüncesini besliyor ve benzer olayların tekrarlanma riskini artırıyor. Her tekrarlanan vaka, ülkenin kültürel dokusuna yeni bir darbe vururken, güvenlik ve hukuk sistemine de ek yük bindiriyor.
Sonuç olarak, Cerrahpaşa’da kazılan o çukur, sadece toprağın altında gizli bir define arayışı değil, aynı zamanda milletin ortak mirasına açılan bir yara, ülke ekonomisine vurulan bir darbe ve geleceğimizden çalınan bir umut tarlasıdır. Bu meseleyi sadece bir adli vaka olarak görmek, asıl büyük resmi kaçırmak demektir.






